Geçmişin Gölgesi

Chapter 1 — Geçmişin Gölgesi

Gözlerimi açtığımda, yatağımın yanındaki komodinde duran yasemin kokulu mumun alevi tavana vuruyordu. O koku… O koku benim için her zaman bir başlangıç, bir de son demekti. Bir yandan yeni bir güne uyandığımı hatırlatırken, bir yandan da dün gece işlenen günahların üzerini örtmeye çalışıyordu.

Adım Elif. Yirmi üç yaşındayım ve İstanbul’un en köklü ailelerinden birinin geliniyim. Kocam, Demir Bey, aile şirketimizin veliahtı. Evliliğimiz, kağıt üzerinde mükemmel görünen, fakat gerçekte buz gibi bir anlaşmadan ibaret. Aşk yok, tutku yok, sadece görev ve sorumluluk var.

Boğaz manzaralı, devasa evimiz, bir hapishane gibi üzerime çöküyor. Altın kafesimde, toplumun beklentilerine uygun bir şekilde yaşıyorum. Her sabah kusursuz bir kahvaltı sofrası, öğleden sonra hayır davetleri, akşamları ise Demir’in iş yemeklerinde gülümseyen bir eş. Rolümü o kadar iyi oynuyorum ki, neredeyse ben bile inanacağım.

Fakat geceleri… Geceleri, yasemin kokulu mumun alevinde, gerçek Elif uyanıyor. Özgürlüğe, tutkuya ve aşka susamış Elif. Ve bu susuzluğu gidermek için yasak bir yola başvuruyor.

Demir’le evlenmeden önce, hayatımın aşkı vardı: Can. Çocukluk aşkım, ilk öpücüğüm, geleceğim. Fakir bir ailenin oğlu olmasına rağmen, kalbime hükmetmeyi başarmıştı. Demir’in ailesi, ilişkimizi öğrendiğinde kıyameti koparmışlardı. Can’ı tehdit ettiler, ona para teklif ettiler, hatta onu şehirden uzaklaştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Sonunda başardılar da. Can, bir mektup bırakıp, beni terk etmek zorunda kaldı. Kalbim paramparça olmuştu.

Aradan geçen beş yılda, acım hiç dinmedi. Demir’le evlenerek, ailemin ve toplumun beklentilerini yerine getirdim, ama kalbim hala Can’a aitti. Ve kaderin bir cilvesi olarak, Can tekrar İstanbul’a döndü. Hem de Demir’in en yakın arkadaşı ve iş ortağı olarak.

İlk karşılaşmamız, Demir’in düzenlediği bir davette oldu. Can’ı gördüğüm an, sanki zaman durdu. Kalbim deli gibi atmaya başladı. Göz göze geldiğimizde, ikimizin de nefesi kesildi. O geceden sonra, hayatım tamamen değişti. Artık sadece yasemin kokulu mumun alevinde değil, her an Can’ı düşünüyordum.

Görüşmemiz imkansızdı. Birbirimize dokunmamız, konuşmamız bile büyük bir riskti. Ama yasak olan, her zaman daha çekici değil midir? Gizli buluşmalarımız başladı. Parklarda, kafelerde, sinemalarda… Kimsenin bizi görmeyeceği, tanımayacağı yerlerde. Her buluşma, birer günah gibiydi. Ama bu günah, beni hayata döndürüyordu.

Demir hiçbir şeyden şüphelenmiyordu. Ya da öyle görünüyordu. Her zamanki gibi işine gücüne odaklanmış, bana karşı soğuk ve ilgisizdi. Belki de beni gerçekten hiç sevmemişti. Belki de sadece aile şirketinin çıkarları için benimle evlenmişti.

Bir akşam, Can’la buluştuktan sonra eve döndüğümde, Demir beni salonda bekliyordu. Yüzünde, daha önce hiç görmediğim kadar karanlık bir ifade vardı. Elinde, Can’dan bana gelen bir mektup tutuyordu. Mektupta, buluşma yerimiz ve saatimiz yazılıydı.

"Neler oluyor Elif?" diye sordu, sesi buz gibiydi. "Bu mektup ne anlama geliyor?"

Kalbim boğazımda atıyordu. Ne söyleyeceğimi, nasıl açıklayacağımı bilemiyordum. Ama biliyordum ki, hayatımın en zor anlarından biri başlamıştı. Vereceğim cevap, ya beni sonsuza dek özgürlüğe kavuşturacak, ya da beni tamamen yok edecekti.

"Demir…" diye fısıldadım, gözlerimden yaşlar süzülürken. "Ben…"

Sözümü tamamlayamadan, kapı çaldı. Demir, öfkeyle kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açtığında, karşısında bekleyen kişiyle birlikte ben de şok oldum. Gelen, Can’dı. Ama Can’ın arkasında, iki tane polis memuru duruyordu.