Maskeli Balo

Chapter 1 — Maskeli Balo

Kalabalığın uğultusu kulaklarımda yankılanırken, avucumdaki elmas tozunun ışıltısı gözlerimi kamaştırdı. Bu gece, hayatımın dönüm noktası olacaktı ya da sonu. Derin bir nefes aldım ve maskemi düzelttim. "Kendine gel, Gül," diye fısıldadım. "Bu senin şansın."

İstanbul'un en seçkinlerinin toplandığı bu maskeli balo, aslında bir ihale sahnesiydi. Amaç, hayır kurumları için para toplamak değil, zengin ve güçlü iş adamlarının en gözde genç kadınlarla bir gece geçirmek için yarıştığı karanlık bir oyunun parçası olmaktı. Babamın kumar borçları yüzünden buradaydım. Borcu ödemek için beni 'bağışlamıştı'.

Salon, kristal avizelerle aydınlatılmış, duvarları ipek perdelerle süslenmişti. Orkestranın çaldığı vals müziği, gergin atmosferi hafifletmeye çalışıyordu ama nafile. Herkesin yüzünde maskeler vardı ama bakışlarındaki açgözlülük ve rekabet kolayca okunabiliyordu.

Annem, beni bu hayattan kurtarmak için elinden geleni yapmıştı. Ama o da babamın acımasızlığına yenik düşmüştü. Şimdi, onun anısını yaşatmak için, bu iğrençliğe katlanmak zorundaydım.

Bir garson yanıma yaklaştı ve gümüş bir tepside şampanya sundu. Titreyen elimle bir kadeh aldım ve dudaklarıma götürdüm. Şampanya, boğazımdan aşağıya inerken içimde bir umutsuzluk dalgası yarattı.

Gözlerim, salonun köşesinde duran uzun boylu, karizmatik bir adamı yakaladı. Siyah bir maske takmıştı ve koyu renk saçları alnına düşüyordu. Üzerindeki smokin, kusursuz vücuduna oturmuştu. Etrafındaki kadınlar ona hayranlıkla bakıyorlardı ama o, buz gibi bir ifadeyle etrafına bakınıyordu. Sanki buraya ait değilmiş gibiydi.

Ona doğru yürümeye başladım. Nedenini bilmiyordum ama içimde onu tanıma arzusu vardı. Belki de bu karanlık gecede bir ışık arıyordum.

"Afedersiniz," dedim, sesim titrek çıkmıştı. "Dans eder miyiz?"

Adam, donuk bakışlarını bana çevirdi. Gözleri, maskemin ardında bile ruhumu okuyormuş gibi hissettim. Bir an duraksadı, sonra hafifçe başını salladı.

"Memnuniyetle," dedi, sesi beklenmedik şekilde derindi ve etkileyiciydi. Elini uzattı ve ben de tereddüt etmeden tuttum. Elleri buz gibiydi ama dokunuşu içimde bir kıvılcım yarattı.

Dans pistine doğru ilerlerken, kalabalığın bakışları üzerimizdeydi. Herkes, bu gizemli adamın kim olduğunu ve neden benimle dans ettiğini merak ediyordu.

Vals müziği başladı ve adam beni nazikçe kendine çekti. Vücutlarımız birbirine yaklaştığında, kalbim hızla çarpmaya başladı. Gözlerimi gözlerinden ayırmakta zorlanıyordum.

"Adınız ne?" diye sordu, sesi fısıltı gibiydi.

"Gül," diye cevap verdim. "Sizin?"

"Önemli değil," dedi. "Bu geceden sonra adımı hatırlamayacaksın."

Bu sözleri kalbime bir ok gibi saplandı. Ne demek istediğini anlamıyordum ama içimde kötü bir his vardı.

Dans bittiğinde, adam elimi bıraktı ve beni salonun dışına doğru sürükledi. Şaşkınlıkla ona bakarken, beni karanlık bir koridora soktu.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordum, sesim korku doluydu.

Adam cevap vermedi. Beni, koridorun sonundaki ağır bir ahşap kapıya doğru çekti. Kapıyı açtı ve beni içeri itti.

Oda, loş bir şekilde aydınlatılmıştı ve ortasında büyük bir yatak vardı. Yatağın üzerinde, kırmızı güllerden yapılmış bir kalp duruyordu.

Adam, kapıyı arkamızdan kapattı ve bana doğru döndü. Gözlerinde karanlık bir ifade vardı.

"Bu gece, benimsin Gül," dedi. "Tamamen benim."

Odadaki gerilim elle tutulur hale geldi. Kaçmak istiyordum ama bacaklarım yere çivilenmiş gibiydi. Bu adamdan korkuyordum ama aynı zamanda ona karşı karşı konulamaz bir çekim hissediyordum.

Adam, yavaşça bana doğru yaklaştı. Ben de çaresizce geriye doğru adımlar attım. Sırtım soğuk duvara çarptığında, kaçacak yerim kalmamıştı.

"Lütfen," diye fısıldadım. "Bana dokunma."

Adam, umursamazca gülümsedi. Elini uzattı ve maskemi yavaşça çıkardı.

"Artık saklanmana gerek yok, Gül," dedi. "Seni görüyorum."

Ve o anda, adamın yüzünü gördüm. Gördüğüm kişi, hayatımı sonsuza dek değiştirecekti.