Gözlerindeki İntikam Ateşi
Chapter 1 — Gözlerindeki İntikam Ateşi
Silahın soğuk metal namlusu ensemde dans ederken, ölümün nefesini o kadar yakından hissetmiştim ki, dudaklarımdan dökülen tek kelime bir dua oldu: "Lütfen..."
Ama biliyordum. Kurtuluş yoktu. Babamın hatalarının bedelini ben ödeyecektim. Adım Hazal, yirmi iki yaşındayım ve bu gece, İstanbul'un karanlık sokaklarında hayatımın son gecesi olacaktı.
Üç ay önce, her şey farklıydı. Üniversite sınavlarına hazırlanıyor, geleceğime dair hayaller kuruyordum. Sonra babam... kumar borçları yüzünden mafyaya bulaştı. Ödeyemeyince, beni 'borç' olarak sundu. Onların gözünde sadece bir maldan ibarettim.
Beni almaya gelen adamlar, yüzleri dövmelerle kaplı, ürkütücü tiplerdi. Babamı dövüp, beni zorla lüks bir arabaya bindirdiler. Gözlerim kapalı, nereye götürüldüğümü bilmiyordum. Sadece korkuyordum. Çok korkuyordum.
Sonunda, araba durdu. Gözlerimi açtıklarında, kendimi devasa bir malikanenin önünde buldum. Arslan kapılar açıldı ve içeri girdik. Burası, İstanbul'un en acımasız mafya lideri Arslan Karahan'ın eviydi.
Arslan Karahan… Adını duyduğumda bile iliklerime kadar titriyordum. Hakkında anlatılan hikayeler, şehir efsanesi gibiydi. Kimine göre acımasız bir katil, kimine göre ise adaleti kendi eliyle sağlayan bir kahramandı. Ama benim için, o sadece hayatımı karartan bir canavardı.
Beni geniş, gösterişli bir odaya götürdüler. Oda altın varaklı mobilyalar, pahalı tablolar ve antika eşyalarla doluydu. Ama bu lüks, içimdeki korkuyu dindirmeye yetmiyordu. Kapıda iki silahlı adam nöbet tutuyordu.
Saatler sonra, kapı açıldı ve Arslan Karahan içeri girdi. Gözleri buz gibiydi. Yüzünde hiçbir duygu okunmuyordu. Sadece beni tepeden tırnağa süzdü. O an, bir hayvan gibi hissettim kendimi. Bir et parçası…
"Adın ne?" diye sordu, sesi buz gibiydi.
"Hazal," diye fısıldadım, sesim titriyordu.
"Hazal… Demek babanın borcunu ödeyecek olan sensin," dedi alaycı bir gülümsemeyle. "Peki, Hazal, seni nasıl kullanacağıma karar vermem için bana bir neden söyle."
Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Yalvarmak mı? Ağlamak mı? Belki de direnmek… Ama karşımda duran adamın gücünü çok iyi biliyordum. Direnmek, sadece işleri daha da kötüleştirecekti.
"Ben… ben çalışırım," dedim sonunda. "Size hizmet ederim. Ne isterseniz yaparım. Ama lütfen, bana zarar vermeyin."
Arslan Karahan bir süre yüzüme baktı. Gözlerinde anlamlandıramadığım bir ifade vardı. Sonra, dudakları hafifçe kıvrıldı.
"Peki, Hazal," dedi. "Sana bir şans vereceğim. Ama unutma, bu şansı hak etmen gerekecek. Aksi takdirde, babanın kaderini yaşarsın."
O gece, Arslan Karahan'ın malikanesinde başlayan esaretim, hayatımın en karanlık dönemi olacaktı. Her gün, yeni bir sınavla karşı karşıya kalacak, hayatta kalmak için mücadele edecektim. Ama bilmediğim bir şey vardı: Bu karanlık dünyanın içinde, hiç beklemediğim bir aşk filizlenecekti.
Aradan geçen üç ayda, Arslan Karahan'ın yanında birçok şey öğrendim. Onun acımasızlığını, zekasını, ve… derinlerde bir yerlerde sakladığı insanlığı. Ona karşı karmaşık duygular beslemeye başlamıştım. Ondan hem nefret ediyor, hem de ona çekiliyordum.
Şimdi ise, o silahın soğuk namlusu ensemde. Arslan Karahan'ın emriyle, ölümle burun burunayım. Ama neden? Neden beni öldürmek istiyor? Yoksa… bu sadece bir test miydi? Cevabı öğrenmek için, gözlerimi kapattım ve bekledim.
Tam o sırada, silah patladı…