Sessiz Kurşun

Chapter 1 — Sessiz Kurşun

Silahın soğuk metali şakağıma dayandığında, dudaklarımdan alaycı bir kahkaha firar etti. Ölümle bu kadar içli dışlı olmaya alışmıştım ki, artık bir yabancı gibi gelmiyordu. Aksine, eski bir dost, beklenen bir misafir gibiydi.

"Beni öldürecek kadar cesur olduğunu sanmıyorum, Duman," dedim, sesim buz gibiydi. Karşımda duran adam, Duman, İstanbul'un en acımasız mafya babasının oğlu, gözlerinde bir anlık tereddüt belirdiğini gördüm. Ama o tereddüt, yerini kısa sürede öfkeye bıraktı. Bu öfke, benim onu nasıl delirtebildiğimin bir kanıtıydı.

Benim adım Yasemin. Babam, bir zamanlar Duman'in babasının en yakın adamıydı. Ta ki ihanetine kadar. O ihanetin bedelini, babam canıyla ödedi. Ben ise, o günden sonra bir yetimhaneye terk edildim. Ama kader, beni Duman'le tekrar karşılaştırdı. Bu sefer, bambaşka bir arenada, bambaşka rollerle.

Yetimhaneden çıktıktan sonra, hayatta kalmak için her şeyi yaptım. Güzelliğim, zekam ve acımasızlığım, beni yeraltı dünyasında hızla yükseltti. Artık, İstanbul'un en çok konuşulan kadınlarından biriydim. Ama kalbimin derinliklerinde, babamın intikamını alma ateşi hiç sönmedi.

Duman'in babası, İlker Soysal, İstanbul'un en güçlü mafya babasıydı. Her taşın altında onun parmağı vardı. Uyuşturucu, silah, kumar… Her türlü kirli işi yönetiyordu. Ve Duman, onun veliahtıydı. Ama Duman, babasının aksine, biraz daha… karışıktı. Hem acımasız, hem de bir o kadar çekici. Bu çekicilik, beni tehlikeli bir oyuna sürüklüyordu.

Birkaç yıl önce, İlker Soysal'ın kumarhanelerinden birinde çalışmaya başladım. Amacım, Duman'e yakınlaşıp, babamın intikamını almaktı. Ama işler planladığım gibi gitmedi. Duman'le aramızda başlayan çekim, beni bambaşka bir yola soktu. Ondan nefret ediyordum. Ama aynı zamanda, ona karşı karşı konulmaz bir arzu duyuyordum.

Duman, silahı şakağımdan çekti. Gözleri, karanlık bir deniz gibiydi. "Neden bunu yapıyorsun, Yasemin? Neden sürekli beni kışkırtıyorsun?" diye sordu, sesi fısıltıdan farksızdı.

"Çünkü," dedim, gözlerinin içine bakarak, "seni seviyorum, Duman. Ve aynı zamanda, senden nefret ediyorum." Bu itiraf, ikimizi de şaşkına çevirdi. Bu itiraf, bir savaş ilanıydı. Bir aşk ve nefret savaşı.

Duman, bir adım geri çekildi. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı. "Sen… sen delisin," dedi, şaşkınlıkla.

"Belki," dedim, omuz silkerek. "Ama sen de benden farklı değilsin, Duman. Sen de delisin."

O gece, Duman beni evime bıraktı. Kapının önünde, bir an duraksadı. Sonra, bana doğru döndü. "Yarın," dedi, sesi ciddiydi, "yarın seninle konuşmamız gerekiyor. Bu böyle gitmez."

"Ne konuşacağız?" diye sordum, merakla.

"Her şeyi," dedi. "Babamızı, geçmişimizi, geleceğimizi… Her şeyi."

Ve o gece, uyuyamadım. Duman'le konuşacağım yarını düşündüm. Babamın intikamını alabilecek miydim? Yoksa, Duman'e olan aşkım, beni kör mü edecekti? Bu sorular, zihnimi kemiriyordu. Ama en çok merak ettiğim şey, Duman'in benden ne sakladığıydı. Çünkü biliyordum ki, onun da benden sakladığı sırlar vardı. Ve o sırlar, her şeyi değiştirebilirdi. Sabah olmak bilmedi. Telefonum çaldığında irkildim. Ekranda tanımadığım bir numara vardı. Açtım. Hattın ucundaki ses, buz gibiydi.

"Yasemin," dedi, o tanıdık ses. "Babanın mezarı kazıldı. Ve içinden… hiçbir şey çıkmadı."