Duvağın Ardında
Chapter 1 — Duvağın Ardında
Elindeki kahve fincanını sıkıca tutarken, dışarıdaki yağmurun ritmik sesi sanki içimdeki fırtınayı daha da körüklüyordu. Bugün, hayatımın dönüm noktası olacaktı. Ya da belki de sonu… Anlaşmalı evliliklerin modern Türkiye’deki son temsilcilerinden biriydim ben. Zengin, köklü, ama bir o kadar da geleneklerine bağlı bir ailenin kızı, Eylül Işık.
Ailem, İstanbul sosyetesinin en saygın isimlerinden. Dedem, ülkenin tanınmış iş adamlarından biriydi ve onun mirası, ailemizin itibarını ve servetini katlamıştı. Ancak bu itibarın bir bedeli vardı. Ve o bedeli, bugün ben ödeyecektim.
Bana hiç sormadan, çocukluğumdan beri süregelen bir anlaşmayla, ülkenin en güçlü ailelerinden birinin oğluyla evlenmem kararlaştırılmıştı. Güven Yıldırım. Adını bile duymak içimi ürpertiyordu. Hakkında bildiğim tek şey, acımasız ve kontrolcü olduğu dedikodularıydı.
Annemin sesi beni düşüncelerimden sıyırdı. "Eylül kızım, her şey hazır. Saçların yapıldı, makyajın tamamlandı. Artık gelinliği giyme vakti." Sesi titrek çıkıyordu. Belki de o da bu durumdan memnun değildi, ama aile büyüklerinin kararlarına karşı gelmek kimsenin haddine değildi.
Gelinlik, dantelleri ve inci detaylarıyla göz kamaştırıcıydı. Sanki bir prensesin giyeceği türden. Ama ben prenses değil, bir esirdim. Kendi hayatının ipleri başkasının elinde olan bir mahkum.
Aynada kendime baktım. Tanıdık ama yabancı bir yüz. Gözlerimdeki çaresizlik, makyajla bile örtülememişti. Bugün, sadece bir gelinlik giymeyecek, aynı zamanda geleceğimi, hayallerimi, umutlarımı da giyecektim. Ve hepsinden vazgeçecektim.
Salona indiğimde, ailem ve davetliler beni bekliyordu. Annemin gözleri dolmuştu, babam ise her zamanki gibi vakur ve ifadesizdi. Güven’ın ailesi de oradaydı. Babasının sert bakışları, Güven’ın ne kadar otoriter olabileceğine dair bir ipucu veriyordu. Ama Güven yoktu.
"Damadın nerede kaldığına dair bir haber var mı?" diye sordu dedem, sesi tok ve otoriterdi. Annemin telaşlı bakışları, durumu daha da kötüleştiriyordu.
Dakikalar saatler gibi geçerken, salonda gergin bir sessizlik hakimdi. Herkes, Güven’ın neden geciktiğini merak ediyordu. Belki de gelmekten vazgeçmişti. Belki de son anda bu saçma anlaşmadan kurtulacaktım. Ama içten içe biliyordum ki, bu sadece boş bir umuttu.
Tam o sırada, kapı açıldı ve içeriye siyahlar içinde bir adam girdi. Ama o Güven değildi. Adam, sert adımlarla dedemin yanına yaklaştı ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Dedemin yüzü önce şaşkınlıkla, sonra da öfkeyle kızardı. Daha sonra bana döndü ve o anki yüz ifadesini asla unutmayacağım: "Güven... Güven kaçırıldı!"