Vasiyetteki Tuzak

Chapter 1 — Vasiyetteki Tuzak

“Evlenmeyeceğim!” diye bağırdım, sesim antika işlemelerle dolu salonda yankılanırken. Annemin dudakları ince bir çizgi halini aldı, babam ise sanki az önce söylediğim şey Türkçe değilmiş gibi gazetesiyle ilgilenmeye devam etti.

Ben, Ayşe Sönmez, yirmi üç yaşında, hayat dolu ve özgür ruhlu bir genç kadınken, kendimi dedemin vasiyetinin acımasız pençesinde bulmuştum. Vasiyete göre, ailemizin meşhur kahve şirketini, ancak ve ancak bir yıl içinde evlenir ve bir çocuk sahibi olursam devralabilecektim. Aksi takdirde, şirket ezeli rakibimiz, Karan Holding’e devredilecekti. Ve Karan Holding’in başındaki isim… Sönmez Karan.

“Ayşe, tatlım, biraz mantıklı ol,” dedi annem, sesi her zamanki gibi sakin ve ikna ediciydi. “Bu sadece bir formalite. Evlenirsin, şirketi kurtarırsın, sonra istersen boşanır, kendi yoluna gidersin.”

“Formalite mi?” diye tekrar bağırdım. “Benim hayatım formalite değil! Hem neden Sönmez Karan? Neden o kendini beğenmiş, kibirli herifle şirketimizin batmasına izin vereyim ki?”

Babam sonunda gazetesini indirdi ve bana baktı. “Sönmez Karan’ın şirketi devralması demek, Sönmez Kahve’nin sonu demek Ayşe. Dedemin mirasına ihanet etmek demek.”

Sönmez Kahve, dedemin büyük emeklerle kurduğu, Türkiye’nin en köklü kahve şirketlerinden biriydi. Çocukluğum, kahve kokuları arasında, çekirdeklerin çıtırtısı eşliğinde geçmişti. Bu şirketi kaybetmek, dedemin anılarını kaybetmek gibiydi.

“Peki ya Sönmez?” diye sordum, içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak. “Onunla evlenmeyi kabul edeceğini mi sanıyorsunuz? O, Karan Holding’in veliahtı. İstediği her şeye sahip. Neden benimle evlensin ki?”

Annem ve babam birbirlerine anlamlı bir bakış attılar. O an, bir şeylerin döndüğünü anlamıştım. Bu evliliğin sadece dedemin vasiyetinden ibaret olmadığını… Başka bir şeyler vardı. Daha karanlık, daha karmaşık.

“Sönmez’in de kendi sebepleri var,” dedi babam, sonunda. “O da bu evliliğe mecbur.”

Mecbur? Sönmez Karan gibi bir adam, neye mecbur olabilirdi ki? Bu sorunun cevabını öğrenmek zorundaydım. Ama bu evliliğe razı gelmeyecektim. Sönmez Karan’la savaşacaktım. Şirketimizi kurtarmak için her şeyi yapacaktım… Belki de evlenmek dışında.

Ertesi gün, Karan Holding’in görkemli binasının önünde duruyordum. İçim öfke ve merakla doluydu. Sönmez Karan’la tanışmak, onunla pazarlık yapmak ve bu evliliği engellemek için ne gerekiyorsa yapacaktım. Derin bir nefes aldım ve içeri girdim. Karşılama görevlisine Sönmez Karan’la görüşmek istediğimi söyledim.

Görevli, buz gibi bir ifadeyle beni süzdü ve “Randevunuz var mı?” diye sordu.

“Hayır,” dedim. “Ama önemli bir mesele için geldim. Sönmez Karan’la acilen görüşmem gerekiyor.”

Görevli omuz silkti ve “Üzgünüm, randevusuz kimseyi kabul etmiyor,” dedi. “Lütfen randevu alın ve sonra tekrar gelin.”

Tam geri dönecekken, asansörlerden birinin kapısı açıldı ve içinden uzun boylu, koyu saçlı, keskin hatlara sahip bir adam çıktı. Gözleri buz mavisiydi ve bakışları insanı donduracak kadar soğuktu. Sönmez Karan. Oradaydı. Tam karşımdaydı.

Bakışlarımız kesişti. O an, içimde bir ürperti hissettim. Bu adam, sadece şirketimizin değil, hayatımın da en büyük düşmanı olacaktı. Dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi ve bana doğru yaklaştı.

“Ayşe Sönmez, değil mi?” dedi, sesi kadife gibiydi ama altında bir tehdit seziliyordu. “Seninle tanışmayı bekliyordum.”

Kalbim deli gibi atmaya başladı. Bu adamla savaşmak, sandığımdan çok daha zor olacaktı. Gözlerimi dikerek ona baktım ve “Bu evlilik olmayacak Sönmez Karan,” dedim. “Buna izin vermeyeceğim.”

Gülümsemesi daha da genişledi. “Öyle mi dersin?” diye fısıldadı, kulağıma doğru eğilerek. “O zaman oyun başlasın, Ayşe. Çünkü ben, her zaman kazanırım.”

Tam o sırada, koridorda topuk sesleri duyuldu. Sönmez’in yanına, uzun, kızıl saçlı, göz kamaştırıcı bir kadın geldi. Sönmez, kolunu kadının beline doladı ve bana döndü. “Ayşe, tanıştırayım. Nişanlım, Ülkü.”