Karanlığın Dansı

Chapter 1 — Karanlığın Dansı

Silahın soğuk metal namlusu ensemde dans ederken, dudaklarımda acı bir tebessüm belirdi. Babamın mirası, kanlı bir oyunun sadece başlangıcıydı.

İstanbul'un kalabalık sokakları, benim için her zaman bir labirent olmuştu. Ama şimdi, bu labirentin duvarları kanla sıvanmış, çıkış yolu ise belirsizdi. Adım Elif Demir, ve hayatım, babamın ani ölümüyle tamamen değişti. Babam, İstanbul'un en güçlü mafya liderlerinden biriydi. Ve şimdi, onun tahtı için savaşmak zorundaydım.

Küçük bir kızken, babamın işlerinin ne kadar tehlikeli olduğunu anlamazdım. O sadece benim kahramanımdı; beni kucağına alıp, gökyüzündeki yıldızları gösteren adamdı. Ama büyüdükçe, o yıldızların aslında birer kurşun olduğunu fark ettim.

Babamın ölümü, beklenmedik bir anda gerçekleşti. Bir gece, eve gelmedi. Ertesi sabah, gazetelerde adını gördüm. Kalbine sıkılan tek bir kurşun, hayatını sona erdirmişti. Polis, olayı çözmeye çalışıyordu ama ben, gerçeği biliyordum: Babam, bir ihanetin kurbanıydı.

Cenazesi, İstanbul'un en büyük camilerinden birinde yapıldı. Binlerce insan, babama son görevini yapmak için oradaydı. Ama ben, o kalabalığın arasında yalnızdım. Babamın düşmanları da oradaydı, eminim. Yüzlerindeki sahte üzüntüyü, gözlerindeki karanlığı görebiliyordum.

Cenazeden sonra, babamın sağ kolu olan Murat yanıma geldi. Murat, babama yıllardır sadakatle hizmet etmiş, güvenilir bir adamdı. "Elif," dedi, sesi titrek bir şekilde, "Babanın vasiyeti var." Beni babamın çalışma odasına götürdü. Oda, babamın kokusuyla doluydu. Masasının üzerinde, mühürlü bir zarf duruyordu.

Zarfı açtığımda, babamın el yazısıyla yazılmış bir mektup buldum. "Elif kızım," diye başlıyordu mektup, "Eğer bu mektubu okuyorsan, ben artık hayatta değilim demektir. Biliyorum, bu senin için çok zor olacak. Ama güçlü olmalısın. Çünkü şimdi, benim yerimi alacaksın."

O an, dünyam başıma yıkıldı. Babam, benden onun suç imparatorluğunu yönetmemi istiyordu. Ben, bir mafya lideri mi olacaktım? Bu, benim hayalini kurduğum hayat değildi. Ben, bir avukat olmak, adaleti sağlamak istiyordum. Ama babamın vasiyetini reddedemezdim. Ona olan borcumu ödemek zorundaydım.

Mektubun devamında, babam, bana güvenebileceğim kişilerin isimlerini yazmıştı. Murat, en başta geliyordu. Ardından, babamın eski dostu olan Ali vardı. Ali, karanlık işlerde tecrübeli, zeki bir adamdı. Ama aynı zamanda, tehlikeliydi de. Babam, Ali'ye dikkat etmemi tembihlemişti.

O gece, babamın çalışma odasında sabaha kadar oturdum. Geleceğimi düşünüyordum. Artık, Elif Demir, sadece bir avukat adayı değil, aynı zamanda bir mafya lideriydi. Bu yeni hayatım, ne kadar karanlık ve tehlikeli olacaktı, bilmiyordum. Ama bir şeyden emindim: Babamın katillerini bulacak ve onlardan intikam alacaktım.

Ertesi gün, Murat'ı yanıma çağırdım. "Murat," dedim, sesim kararlı bir şekilde, "Babamın işlerini devralıyorum." Murat, şaşkınlıkla bana baktı. "Elif, bu çok tehlikeli. Sen bir kadınsın. Bu işleri yapamazsın." Gülümsedim. "Belki de yanılıyorsundur, Murat. Belki de bir kadın, bir erkeğin yapabileceğinden çok daha fazlasını yapabilir."

İlk iş olarak, babamın tüm adamlarını topladım. Onlara, babamın vasiyetini okudum. Bazıları, bana inanmakta zorlandı. Bazıları ise, açıkça karşı çıktı. Ama ben, onlara babamın kızı olduğumu gösterdim. Onlara, babamın gücünü ve kararlılığını taşıdığımı kanıtladım.

Toplantıdan sonra, Ali beni aradı. "Elif," dedi, sesi soğuk bir şekilde, "Duyduklarıma inanamıyorum. Bir kadın, mafya lideri mi olacak?" "Evet, Ali," dedim. "Bir sorun mu var?" Ali güldü. "Elbette var. Bu, babanın mirasını lekelemek demektir." "O zaman, bana yardım etmelisin, Ali. Bana, bu işlerin nasıl yapıldığını öğretmelisin." Ali bir süre düşündü. "Pekala," dedi sonunda. "Sana yardım edeceğim. Ama unutma, Elif. Bu dünyada, kimseye güvenme."

Ali ile ilk toplantım, babamın eski bir depoda gerçekleşti. Depo, karanlık ve nemliydi. Duvarlarda, kan izleri vardı. Ali, bana babamın düşmanlarını anlattı. Onların isimlerini, zayıf noktalarını ve planlarını tek tek açıkladı.

Ali'nin anlattıklarından sonra, babamın ölümünün ardındaki gerçeği daha net görmeye başladım. Babam, sadece bir ihanetin kurbanı değildi. Aynı zamanda, büyük bir komplonun da hedefiydi. Ve şimdi, o komplonun içinde ben de vardım.

Ali ile toplantıdan ayrılırken, telefonum çaldı. Arayan, tanımadığım bir numaraydı. Açtım. "Elif Demir mi?" diye sordu, bir erkek sesi. "Evet, benim." "Sana bir uyarıda bulunmak istiyorum," dedi ses. "Bu işlere bulaşma. Yoksa, sonun baban gibi olur."

Telefon kapandı. Titreyen ellerimle telefona baktım. Kimdi bu adam? Ve nereden biliyordu? Bu sorular zihnimi kemirirken, arkamı döndüm. Karanlığın içinden, iki gölge belirdi. Ve o an, hayatımın en büyük hatasını yaptığımı anladım. Ali, beni tuzağa düşürmüştü.