Boğaz'ın Son Yalısı

Chapter 1 — Boğaz'ın Son Yalısı

Rüzgar, saçlarımı yüzüme savururken, Boğaz'ın karanlık sularına baktım. Altımda, dedemden kalma, İstanbul'un en kıymetli yalılarından biri uzanıyordu. Ama bu gece, burası bir veda sahnesiydi. Babamın kumar borçları yüzünden, bu yalıyı satmak zorundaydık. Ve alıcı, acımasızlığıyla meşhur, genç iş adamı Polat Aslanoğlu'ydu.

Bütün çocukluğum bu yalıda geçmişti. Annemin gül bahçesinde koşuşturmalarım, dedemin piyanosundan yükselen melodiler… Hepsi şimdi birer anı olarak zihnime kazınmıştı. Gözlerim dolarken, kapının açılma sesini duydum. Babam, her zamanki perişan haliyle karşımda duruyordu. “Nurgül,” dedi titrek bir sesle, “Hazır mısın?”

Başımı salladım. Hazır değildim. Hiçbir zaman hazır olmayacaktım. Ama yapacak bir şey yoktu. Babamın koluna girdim ve birlikte yalının girişine doğru yürüdük. Polat Aslanoğlu'nun bizi beklediği o ana doğru.

Salona girdiğimizde, Polat Aslanoğlu pencerenin önünde, Boğaz'ı seyrederken duruyordu. Sırtı dönük olmasına rağmen, odadaki herkes onun otoritesini hissedebiliyordu. Geniş omuzları, kusursuz dik duruşu… Güç kokuyordu. Babam öksürerek dikkatini çekti. Polat Aslanoğlu yavaşça döndü. Gözlerimiz ilk kez kesiştiği o anda, sanki nefesim kesildi. Gözleri gece kadar karanlık, bakışları deliciydi. Sanki ruhumu okuyordu.

“Hoş geldiniz,” dedi buz gibi bir sesle. Sesindeki ton, bu evin artık onun olduğunu açıkça belli ediyordu. Babam kekeleyerek bir şeyler söylemeye çalıştı ama Polat Aslanoğlu onu umursamadı bile. Doğrudan bana doğru yürüdü. Kalbim göğsümde deli gibi atıyordu. Aramızda sadece birkaç adım kalmıştı ki, durdu. Gözlerini gözlerime dikti ve fısıldadı: “Çok daha güzelsinmişsin, Nurgül.”

O an, kapının önünde bir araba durdu ve korna sesi duyuldu. Polat Aslanoğlu hafifçe gülümsedi ve bana bakmaya devam etti. "Görünüşe göre misafirlerimiz var," dedi. "Beni bekle, Nurgül. Bu gece, seninle uzun uzun konuşacağız."