Peri Masalı Değil
Chapter 1 — Peri Masalı Değil
Nehir'in dünyası, Boğaz'ın kıyısındaki o küçük kafeden ibaretti sanki. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte açılan kepenkler, taze demlenmiş çayın kokusu ve martıların hiç dinmeyen çığlıkları... Her şey, hayatının bir parçası, belki de tek anlamıydı.
"Nehir, kızım, yine mi dalgınsın?" diye sordu Fatma Teyze, tezgahın arkasından. Yüzündeki kırışıklıklar, hayatın yorgunluğunu değil, tecrübesini taşıyordu sanki. "Bugünkü siparişler hazır mı? Yoksa yine hayallere mi daldın?"
Nehir, Fatma Teyze'nin sesiyle irkildi. "Afedersiniz, Teyzeciğim. Hemen hazırlıyorum." Hızlıca kahveleri hazırlamaya koyuldu. Düşüncelerine engel olamıyordu. Dün geceki rüyası, zihninde dönüp duruyordu. Rüya mıydı, yoksa bir işaret miydi, bilemiyordu.
Boğaz'ın serin sularına bakan bu küçük kafe, Nehir'in babaannesinden kalmıştı. Babaannesi öldükten sonra, Fatma Teyze ile birlikte işletmeye başlamışlardı. Burası, sadece bir kafe değil, aynı zamanda Nehir'in evi, ailesi ve geçmişiydi. Ancak son zamanlarda işler pek iyi gitmiyordu. Turistler azalmış, giderler artmıştı. Kafeyi ayakta tutmak için her gün daha çok çabalamak gerekiyordu.
Nehir, siparişleri yetiştirirken, içeriye uzun boylu, karizmatik bir adam girdi. Üzerinde pahalı bir takım elbise vardı ve bakışları adeta deliciydi. İstanbul'un kalabalığına hiç benzemeyen bir aura yayıyordu etrafına. Sanki bu küçük kafe, onun dünyasına ait değildi.
Adam, masalardan birine oturdu ve garsonu çağırdı. Sesi, beklenmedik şekilde tok ve derindi. "Bir kahve, lütfen. Sade olsun."
Nehir, kahveyi hazırlarken, adamı gizlice izlemeye devam etti. Kimdi bu yabancı? Neden bu kadar tanıdık geliyordu? Sanki onu daha önce bir yerde görmüştü. Belki de sadece bir hayal ürünüydü.
Kahveyi adama götürdüğünde, göz göze geldiler. Adamın bakışları, Nehir'in içini ürpertti. Sanki ruhunu okuyordu. Nehir, ne yapacağını bilemez bir halde, kahveyi masaya bıraktı ve hızla uzaklaştı.
O günden sonra, o adam her gün kafeye gelmeye başladı. Her zaman aynı masaya oturuyor, aynı kahveyi içiyor ve Nehir'i izliyordu. Nehir, ondan kaçmaya çalışsa da, bakışlarından kurtulamıyordu. Adamın kim olduğunu öğrenmek istiyordu, ama aynı zamanda ondan korkuyordu.
Bir gün, adam Nehir'i yanına çağırdı. "Merhaba," dedi, sesi yine aynı şekilde tok ve derindi. "Ben Mutlu. Sizinle tanışmak istiyorum."
Nehir'in kalbi hızla çarpmaya başladı. "Ben de Nehir," diye cevap verdi, sesi titrek bir şekilde.
Mutlu, gülümsedi. "Nehir... Güzel isim. Bu kafe de çok güzel. Buraya her geldiğimde, huzur buluyorum."
Nehir, şaşırdı. "Teşekkür ederim." Ne söyleyeceğini bilemiyordu.
"Aslında," diye devam etti Mutlu, "Sizinle konuşmak istediğim önemli bir konu var."
Nehir, merakla adama baktı. Ne söyleyecekti?
"Ben, bir iş adamıyım. Ve şirketim, bu bölgede büyük bir proje geliştirmek istiyor. Maalesef, bu proje için bu kafe de dahil olmak üzere bazı binaların yıkılması gerekiyor."
Nehir'in dünyası başına yıkıldı sanki. Bu... Bu mümkün olamazdı. Bu kafe, onun her şeyiydi. Kaybedemezdi.
"Ne... Ne diyorsunuz siz?" diye sordu, sesi titrek bir şekilde.
Mutlu, ciddiyetle cevap verdi. "Nehir Hanım, size piyasanın üzerinde bir fiyat teklif edeceğiz. Bu, sizin için hayatınızı değiştirecek bir fırsat olabilir."
Nehir, gözyaşlarını tutamadı. "Hayır! Ben bu kafeyi satmayacağım! Burası benim evim! Benim hayatım!"
Mutlu, bir an duraksadı. Sonra, cebinden bir kart çıkardı ve Nehir'e uzattı. "Düşünmeniz için size zaman tanıyorum. Ama unutmayın, bu proje gerçekleşecek. Er ya da geç..." Kartı Nehir'e bırakarak, kafeden ayrıldı.
Nehir, kartı elinde sımsıkı tutarken, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Mutlu... O adam, onun hayatını değiştirecek bir teklif sunmuştu. Ama aynı zamanda, onun en değerli şeyini de elinden almak istiyordu. Ne yapacaktı? Nasıl karar verecekti?
Akşam çökerken, Nehir Boğaz'ın sularına baktı. Martıların çığlıkları, bir ağıt gibi yankılanıyordu. O sırada, telefonuna bir mesaj geldi. Mesajı açtığında, şaşkınlıkla dondu kaldı. Mesajda, Mutlu'in şirketinin gizli belgeleri vardı. Belgelerde, projenin yasal olmadığı ve rüşvetlerle desteklendiği yazıyordu. Gönderen ise isimsizdi. "Gerçeği öğrenmek istiyorsan, yarın gece saat on ikide eski limanda ol," yazıyordu mesajın sonunda. Nehir'in kalbi hızla çarpmaya başladı. Bu ne anlama geliyordu? Tuzağa mı düşüyordu? Yoksa bir kurtuluş yolu mu vardı?
Ertesi gece, Nehir, eski limana doğru yola çıktı. Kalbi korku ve merakla doluydu. Ne ile karşılaşacağını bilmiyordu. Ama bir şeyden emindi: Bu savaşı kazanmak zorundaydı. Kafesini kurtarmak için her şeyi yapmaya hazırdı. Limana vardığında, etraf karanlıktı ve sessizdi. Birden, arkasından bir el ağzını kapattı ve onu karanlığa doğru çekti...