Yeniden Başlayan Melodi

Chapter 1 — Yeniden Başlayan Melodi

Gözlerimi açtığımda, o tanıdık, yakıcı pişmanlık dalgası yeniden beni esir aldı. Dün gece yine çok içmiştim. Yine onu düşünmüştüm. Yine kaybettiklerimizin hayaliyle kendimi avutmuştum. Başım zonkluyordu, midem bulanıyordu ve kalbim… ah, o zaten bir enkazdı.

Odanın loş ışıkları altında, dağılmış yatağımda doğrulmaya çalıştım. Duvarlarda asılı, geçmişin soluk fotoğrafları bana acımasızca gülümsüyordu. Mutlu anılar, şimdi sadece birer işkence aletiydi sanki. Onları seyrederken, parmaklarım istemsizce yüzüğümü aradı. Yoktu. Dün geceki öfke nöbetimde, nefretle fırlatıp atmıştım bir yerlere. Bulmam gerekiyordu.

Ben, Pınar Yılmaz, hayatının baharında, her şeye sahip olması gerekirken, kendi elleriyle her şeyi mahvetmiş bir adamdım. Başarılı bir mimar, sevilen bir eş ve iyi bir dost olabilirdim. Ama olmadım. Çünkü ben, kalbimin sesini dinlemek yerine, aptal gururuma yenik düşmüştüm.

İstanbul'un kalabalığından uzak, Boğaz'a nazır mütevazı bir yalıda yaşıyordum. Burası, bir zamanlar hayallerimi kurduğum, mutluluğumu inşa ettiğim yerdi. Şimdi ise, yalnızlığımın ve pişmanlığımın kalesi haline gelmişti. Boğaz'ın sakin suları, benim içimdeki fırtınaları dindiremiyordu.

Ayağa kalkıp banyoya doğru sendeledim. Aynadaki yansımam, bana yabancı birini gösteriyordu sanki. Gözaltlarım morarmış, saçlarım dağılmış ve yüzümde derin çizgiler belirmişti. Otuzlu yaşlarımın başında olmama rağmen, yaşlı ve yorgun görünüyordum. Tüm bunlar, Feride'siz geçen beş yılın eseriydi.

Soğuk suyla yüzümü yıkarken, dün geceki olaylar zihnimde canlanmaya başladı. Arkadaşlarla gittiğimiz o bar, gereksiz alkol tüketimi ve sonrasında, Feride'in bir benzerini gördüğümü sanıp, aptalca bir umuda kapılmam… Her şey ne kadar acınasıydı.

Feride… Adını bile fısıldamaya korktuğum kadın. Benim hayatımın anlamı, güneşim, her şeyimdi. Onu kaybettikten sonra, sanki ruhumun yarısı kopmuştu. Onu, bir kıskançlık anında, affedilmez sözlerle incitmiştim. O sözler, kalbine bir hançer gibi saplanmıştı ve ben, o hançeri çıkarmak için hiçbir şey yapmamıştım. Aksine, gururuma yenilip, onun gitmesine izin vermiştim. O gittikten sonra, hayatım karanlığa gömülmüştü.

Telefonumun çalmasıyla irkildim. Ekranda, en yakın arkadaşım Can'ın ismi beliriyordu. Can, benim bu karanlık günlerdeki tek ışığımdı. Her ne kadar beni sürekli eleştirse de, her zaman yanımda olmuştu.

"Alo," dedim, sesim yorgun ve bitkin bir şekilde.

"Pınar, neredesin sen? Yine mi içtin?" Can'ın endişeli sesi kulaklarıma doldu.

"Evet, Can. Yine içtim. Yine Feride'i düşündüm," diye cevap verdim, sesim titriyordu.

"Pınar, kendine gel artık! Beş yıl oldu! Hala kendini suçlamaya devam mı edeceksin? Feride gitti, anla artık!" Can'ın sesi sertleşmişti.

"Biliyorum, Can. Biliyorum. Ama unutamıyorum. Unutmak istemiyorum," dedim, gözlerim dolmuştu.

"Pınar, sana bir şey söyleyeceğim. Ama sakin olacağına söz ver," dedi Can, sesi ciddiydi.

"Ne oldu, Can?" diye sordum, merakla.

"Feride… Feride geri döndü," dedi Can, tek nefeste.

Kalbim duracak gibi oldu. Feride geri mi dönmüştü? Bu bir rüya olmalıydı. Ya da Can bana bir oyun oynuyordu. Ama Can asla böyle bir şey yapmazdı. Demek ki, Feride gerçekten geri dönmüştü. Ama neden? Neden beş yıl sonra?

"Ne… Ne demek istiyorsun? Feride nerede?" diye sordum, sesim titriyordu.

"İstanbul'da. Birkaç gündür burada. Seni görmek istiyor," dedi Can.

"Beni mi görmek istiyor? Neden?" diye sordum, şaşkınlıkla.

"Bilmiyorum, Pınar. Sadece seni görmek istediğini söyledi. Yarın akşam, o eski kafede, sizin kafede seni bekleyecek," dedi Can.

O eski kafe… Feride'le ilk tanıştığımız, ilk el ele tutuştuğumuz, ilk öpüştüğümüz o büyülü mekan… O kafe, bizim için bir semboldü. Oraya gitmek, geçmişe dönmek demekti. Ama Feride neden orayı seçmişti?

"Tamam, Can. Yarın akşam orada olacağım," dedim, kararlılıkla.

Telefonu kapattıktan sonra, yatağa yığıldım. Feride geri dönmüştü. Bu, hayatımın en büyük sürpriziydi. Ama aynı zamanda, en büyük korkusu da. Onu görmeye cesaret edebilecek miydim? Ona ne söyleyecektim? Beni affedecek miydi? Yoksa, bana hala öfkeli miydi? Bütün bu sorular, zihnimi kemiriyordu.

Saatler sonra, kapı çaldı. Kim olabilirdi ki bu saatte? Yavaşça kapıya doğru yürüdüm ve deliğin ardından baktım. Gördüğüm manzara, beni şoke etti.

Kapının önünde, Feride duruyordu.