Rüya Dokuyucusu'nun Fısıltısı

Chapter 1 — Rüya Dokuyucusu'nun Fısıltısı

Soğuk demir parmaklıklar tenime yapışırken, nereden geldiğimi hatırlamaya çalıştım. Başım zonkluyordu, zihnimde tanıdık olmayan imgeler dans ediyordu. Bir an önce gitmem gerektiğini biliyordum, ama nereye gideceğimi bilmiyordum.

Adım Kılıçtırak. En azından, buraya geldikten sonra bana verdikleri ad buydu. Önceki hayatıma dair hiçbir şey hatırlamıyordum. Sadece bu garip, sisli dünyanın bana ait olmadığını hissediyordum.

Zindanın nemli duvarları yosunla kaplıydı. Bir fare ayaklarımın dibinden hızla geçti. Midem guruldadı. Günlerdir doğru düzgün yemek yememiştim. Beni buraya kimin getirdiğini ve nedenini merak ediyordum.

Kapı gıcırdadı ve içeriye uzun boylu, zayıf bir adam girdi. Yüzü gölgelerle kaplıydı, ama gözlerindeki soğuk parıltıyı görebiliyordum. Üzerinde koyu renkli, işlemeli bir cübbe vardı. Elinde gümüş bir asa tutuyordu.

"Kılıçtırak," dedi adam, sesi buz gibiydi. "Görünüşe göre uyandın."

"Sen kimsin?" diye sordum, sesim titrek çıktı. "Beni neden buraya getirdin?"

Adam sırıttı. "Ben Büyücü Morian. Ve seni buraya getirmemin bir sebebi var. Çok özel bir yeteneğin var."

"Ne yeteneği?" diye sordum şüpheyle.

"Rüyaları dokuma yeteneği," dedi Morian. "Sen bir Rüya Dokuyucususun. Ve bu yeteneğin, benim için çok değerli."

Rüya Dokuyucusu mu? Daha önce böyle bir şey duymamıştım. Benim gibi sıradan bir insanın böyle bir yeteneğe sahip olması mümkün müydü?

"Saçmalık," dedim. "Ben sadece... sadece bir adamım. Böyle bir şey yapamam."

Morian alayla güldü. "Yapabilirsin. Sadece henüz farkında değilsin. Ama merak etme, sana nasıl kullanacağını öğreteceğim."

Morian asasını kaldırdı ve zindanın duvarlarına doğru savurdu. Duvarlarda garip, parıldayan semboller belirdi. Başım dönmeye başladı, gözlerim karardı. Son hatırladığım şey, Morian'ın şeytani kahkahasıydı.

Uyandığımda, kendimi zindanda bulmadım. Etrafım yemyeşil ağaçlarla çevriliydi. Kuşlar cıvıldıyordu, çiçekler açmıştı. Sanki başka bir dünyaya gelmiştim.

Ayağa kalktım ve etrafıma bakındım. Burası cennet gibiydi. Ama bir şeyler yanlıştı. Bu güzellik, bir tür aldatmacaydı sanki.

İlerlemeye başladım. Ormanın derinliklerine doğru yürüdüm. Bir süre sonra, küçük bir kulübeye rastladım. Kulübenin kapısı aralıktı.

Kapıyı çaldım. Birkaç saniye sonra, kapı açıldı. Karşımda yaşlı bir kadın duruyordu. Yüzü kırışıklıklarla doluydu, ama gözleri bilgece parlıyordu. Üzerinde basit bir elbise vardı.

"Merhaba," dedim. "Kayboldum. Bana yardım edebilir misin?"

Kadın bana gülümsedi. "Elbette," dedi. "İçeri gel. Adım Elara. Sen kimsin?"

"Ben Kılıçtırak," dedim. "Nerede olduğumu bilmiyorum. Beni buraya Büyücü Morian getirdi."

Elara'nın yüzü aniden ciddileşti. "Morian mı? Ondan uzak durmalısın. O tehlikeli bir adam."

"Biliyorum," dedim. "Bana Rüya Dokuyucusu olduğumu söyledi. Ama ne anlama geldiğini bilmiyorum."

Elara beni içeri davet etti. Kulübe basitti ama sıcaktı. Ortada yanan bir şömine vardı. Elara bana bir bardak sıcak bitki çayı ikram etti.

"Rüya Dokuyucuları," dedi Elara, "çok özel insanlardır. Rüyaları yaratabilir, değiştirebilir ve kontrol edebilirler. Bu, hem bir lütuf hem de bir lanettir."

"Neden lanet?" diye sordum.

"Çünkü rüyalar güçlüdür," dedi Elara. "Rüyalar, gerçekliği etkileyebilir. Ve eğer bir Rüya Dokuyucusu kötü niyetliyse, dünyayı karanlığa sürükleyebilir."

Morian'ın planı neydi? Neden benim gibi birini seçmişti? Ve en önemlisi, bu yeteneği nasıl kontrol edebilecektim?

Elara bana bakarak, "Sana yardım edeceğim," dedi. "Sana Rüya Dokuma sanatını öğreteceğim. Ama bilmelisin ki, bu kolay olmayacak. Morian seni bulacak. Ve seni durdurmak için her şeyi yapacak."

Günler haftalara dönüştü. Elara bana Rüya Dokuma'nın temellerini öğretti. Rüyalara girebiliyor, onları değiştirebiliyor ve hatta yeni rüyalar yaratabiliyordum. Ama bu, kolay değildi. Zihnim yoruluyordu, bedenim tükeniyordu.

Bir gün, Elara beni ormanın derinliklerine götürdü. Büyük, antik bir ağacın önünde durduk. Ağacın gövdesinde garip, parıldayan semboller vardı.

"Bu," dedi Elara, "Rüya Ağacıdır. Rüya Dokuyucularının gücünün kaynağıdır. Bu ağaca dokunarak, yeteneklerini geliştirebilirsin."

Ağaca dokundum. Aniden, zihnimde garip görüntüler belirdi. Geçmiş, şimdi ve geleceğe dair imgeler. Her şeyi aynı anda görüyordum. Başım dönmeye başladı, yere yığıldım.

Uyandığımda, Elara endişeyle bana bakıyordu. "İyi misin?" diye sordu.

"Evet," dedim. "Ama bir şeyler gördüm. Morian... Morian bir ordu kuruyor. Ve bu orduyla, dünyayı ele geçirmek istiyor."

Elara'nın yüzü soldu. "Bunu biliyordum," dedi. "Morian durdurulmalı. Ve bunu yapabilecek tek kişi sensin, Kılıçtırak."

Artık kaçış yoktu. Kaderim belli olmuştu. Morian'ı durdurmalı ve dünyayı kurtarmalıydım. Ama bunu nasıl yapacaktım? Ben sadece bir Rüya Dokuyucusuyken, Morian'ın ordusuna karşı nasıl savaşabilirdim?

Elara bana dönerek, "Öncelikle," dedi, "müttefik bulmalıyız. Yalnız başına Morian'ı yenemezsin. Ve ben, aklıma gelen bir isim biliyorum..."

Elara'nın sözleri kesildi. Ormanın derinliklerinden gelen, ürkütücü bir uluma duyuldu. Ağaçlar sallanmaya başladı, kuşlar çığlık atarak havalandı.

Elara korkuyla bana baktı. "Çok geç," dedi. "Bizi buldular."