Göcek'te İkinci Bahar

Chapter 1 — Göcek'te İkinci Bahar

Gözlerim kapalı, burnuma dolan taze ekmek kokusuyla uyandım. Bu koku, annemin her sabah yaptığı, beni çocukluğuma götüren sihirli bir iksir gibiydi. Ama bu sabah, içimde bir burukluk vardı. Sanki bir şey eksikti.

"Günaydın, Defne," dedi annemin sesi, her zamanki şefkatiyle. "Uyan artık, kahvaltı hazır." Gözlerimi açtığımda, annemin gülümseyen yüzünü gördüm. O gülümseme, hayatımın en karanlık anlarında bile bana umut veren bir güneş gibiydi.

İstanbul'un kalabalığından uzak, şirin bir sahil kasabası olan Göcek'te yaşıyorduk. Annemle birlikte işlettiğimiz küçük bir butik otelimiz vardı. 'Deniz Yıldızı' adını verdiğimiz bu otel, bizim için sadece bir iş değil, aynı zamanda bir yuva, bir hayattı.

Kahvaltı masasına oturduğumda, annemin hazırladığı çeşit çeşit peynir, zeytin, domates ve salatalıklarla dolu sofrayı gördüm. Her şey özenle hazırlanmıştı. Ama benim aklım bambaşka yerlerdeydi. Dün geceki rüyamı düşünüyordum. Yıllar önce kaybettiğim aşkımı, Can'ı görmüştüm.

Can... Onun adı bile kalbimi sızlatmaya yetiyordu. Üniversite yıllarımda tanışmıştık. İkimiz de mimarlık okuyorduk. İlk görüşte aşık olmuştuk. Hayallerimiz, umutlarımız, her şeyimiz ortaktı. Ama sonra, hayat bizi farklı yönlere sürüklemişti. Onun kariyeri için yurt dışına gitmesi gerekmişti. Ben ise annemi yalnız bırakmak istememiştim. Aşkımız, mesafelerin ve farklı önceliklerin kurbanı olmuştu.

"Defne, dalıp gittin yine," dedi annem, endişeyle. "İyi misin kızım? Yüzün solgun gibi."

"İyiyim anne," dedim, gülümsemeye çalışarak. "Sadece biraz yorgunum."

Kahvaltımızı bitirdikten sonra, otelin bahçesine çıktım. Denizden gelen hafif bir rüzgar, yüzümü okşuyordu. Gözlerimi ufka diktim. Mavi ve yeşilin birbirine karıştığı o eşsiz manzara, beni her zaman büyülüyordu. Ama bugün, içimde bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şey olacaktı.

Öğleden sonra, otelin resepsiyonunda çalışırken telefon çaldı. Arayan, tanımadığım bir numaraydı. Açmakta tereddüt ettim. Ama sonra merakıma yenik düşerek telefonu açtım.

"Alo?" dedim, çekinerek.

Telefondaki ses, yıllar önce kalbime kazınmış, hiç unutamadığım o sesti. "Defne? Benim, Can."

Kalbim duracak gibi oldu. Nefesim kesildi. Yıllar sonra, onun sesini duyuyordum. Ama neden arıyordu? Ne istiyordu?

"Can?" diyebildim sadece, şaşkınlıkla.

"Göcek'e geliyorum," dedi Can. "Seni görmem lazım."

Telefon kapandı. Elimdeki ahize yere düştü. Gözlerim dolu dolu oldu. Can, Göcek'e geliyordu. Yıllar sonra, hayatımın aşkı tekrar karşıma çıkacaktı. Ama bu karşılaşma, geçmişin acılarını mı yoksa yeni bir başlangıcın kapılarını mı açacaktı? İşte o an, hayatımın en büyük sınavıyla karşı karşıya olduğumu anladım.