Kadife Eldiven, Çelik Yürek
Chapter 1 — Kadife Eldiven, Çelik Yürek
Silah namlusu şakağıma dayandığında, parfümünün kokusunu aldım. Sandal ağacı ve ihanet. Cesare Falcone'nin kokusu.
New York'un gökdelenlerinin tepesindeki bu çatı katında, hayatımın sonunun geldiğini hissettim. Düğün elbisem hala üzerimdeydi; beyaz ipek, Cesare'nin ailesinin kanıyla kirlenmeye hazırdı. Onun ailesi, benim ailemi yok eden aile.
Adım Burcu Polat. Veya en azından, bir zamanlar Burcu Polat'dim. Şimdi, Cesare Falcone'nin karısıyım. Ya da olacaktım. Belki de duluyum?
Hikayem, İstanbul'un kalabalık sokaklarında başladı. Babam, küçük bir halı dükkanının sahibiydi. Hayatımız sadeydi ama mutluyduk. Ta ki Falcone ailesi gelene kadar. Babam onlara borçlanmıştı, büyük bir borç. Ödeyemedi. Sonuçları acımasız oldu.
Ailemin intikamını almak için Cesare'nin dünyasına girdim. Planım basitti: ona yaklaşmak, güvenini kazanmak ve onu içeriden yok etmek. Ama işler planladığım gibi gitmedi. Cesare'ye aşık oldum.
Gözleri gecenin karanlığı gibiydi, ruhumu delip geçen bir karanlık. Dokunuşu, cildimde yakıcı bir iz bırakıyordu. Onunla geçirdiğim her an, intikam arzumla aşkım arasında bir savaş alanıydı.
Onunla tanıştığım ilk geceyi hatırlıyorum. Bir sanat galerisinde, kalabalığın arasında bir gölge gibi duruyordu. Gözleri beni bulduğunda, sanki tüm dünya durdu. O geceden sonra hayatım asla eskisi gibi olmadı.
Cesare, beni kendi dünyasına çekti. Lüks partiler, gizli toplantılar, tehlikeli oyunlar... Her şey büyüleyici ve korkutucuydu. Ailesinin karanlık işlerine tanık oldum. Uyuşturucu, silah kaçakçılığı, cinayet... Ve her şeye rağmen, ona olan aşkım daha da büyüdü.
Evlenmeye karar verdiğimizde, ailelerimiz şoktaydı. İki düşman ailenin birleşmesi, uzun süredir devam eden bir savaşın sonu olabilirdi. Ya da sadece daha büyük bir savaşın başlangıcı.
Düğün günümde, her şey mükemmeldi. Beyaz ipek elbisem, pırlanta takılarım, muhteşem çiçekler... Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Bir şeylerin ters gideceğini biliyordum.
Ve haklıydım. Düğün resepsiyonunda, babamın intikamını almak isteyen bir adam ortaya çıktı. Silahını Cesare'ye doğrulttu. Ben araya girdim. Kurşun bana isabet etti.
Gözlerimi açtığımda, buradaydım. Çatı katında. Cesare'nin silahı şakağıma dayanmış. Gözlerinde öfke ve acı vardı.
"Neden?" diye sordu, sesi titriyordu. "Neden bana bunu yaptın?"
Ona gerçeği anlatmak istedim. Ailemin intikamını almak için geldiğimi, ama ona aşık olduğumu. Ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
"Sana yalan söyledim," dedim fısıltıyla. "Baştan beri... her şey yalandı."
Gözlerindeki ifade değişti. Acı, yerini soğuk bir nefrete bıraktı. Tetiği çekti.
Ama silah patlamadı. Bunun yerine, arkasından bir ses duyuldu.
"Cesare! Dur!" Cesare'nin sağ kolu, Marco, silahı ona doğrultmuştu.
"Bunu yapamazsın," dedi Marco. "Onu öldüremezsin."
Cesare şaşkınlıkla ona baktı. "Neden? Neden yapamam?"
Marco derin bir nefes aldı. "Çünkü... çünkü o senin kardeşin." dedi.