Ay Kanı Kokusu
Chapter 1 — Ay Kanı Kokusu
Buz gibi bir rüzgar, sırtımı yalayıp geçtiğinde titredim. Ormanın derinliklerinden gelen ulumalar, geceyi delip geçiyordu. On altı yaşındaydım ve ilk dönüşümümün arifesindeydim. Kokular yoğunlaşmıştı, renkler daha parlaktı ve içimde bir canavarın uyanmaya başladığını hissediyordum. Ama bu heyecan verici bir deneyim olmaktan çok, bir lanet gibiydi. Çünkü ben, kurt sürüsünün en zayıf halkasıydım. Bir Omegaydım.
Adım Ayla'ydı ve Ay Vadisi'nin ücra bir köşesinde doğmuştum. Burası, asırlık ağaçların gökyüzünü örttüğü, derelerin kristal berraklığında aktığı ve her köşesinde kurt adamların yaşadığı gizli bir cennetti. Ancak bu güzelliğin altında, acımasız bir hiyerarşi yatıyordu. Alfalar en tepede, Beta'lar onların sağ kolu, Gamalar savaşçılar ve Omegalar ise... Omegalar, sürünün hizmetkarlarıydı. Güçsüz, itaatkar ve değersiz görülenlerdi.
Doğduğumda, annem ilk dönüşümünü tamamlayamamıştı. Bu durum, onu zihinsel olarak zayıflatmış ve sonunda ölümüne yol açmıştı. Babamı hiç tanımadım. Söylentilere göre, bir Alfa tarafından reddedilmiş bir Omegaydı. Bu yüzden, ben de annemin kaderini paylaşmaktan korkuyordum. Sürünün Alfa'sı, acımasız ve güçlü Boran'dı. Onun gözünde, bir Omega'nın değeri yoktu. Hatta, dönüşümümü tamamlayamazsam, beni sürgüne gönderebilirdi.
Dönüşüm gecesi yaklaştıkça, gerginliğim katlanıyordu. Ormanın derinliklerine doğru yürürken, kalbim göğsümde deli gibi çarpıyordu. Ay ışığı, ağaçların arasından süzülerek tenimi yakıyordu. İçimdeki kurt ulumak istiyordu, ama ben direniyordum. Güçsüz olduğumu, değersiz olduğumu biliyordum. Ama yine de, bir umut ışığı arıyordum. Belki, dönüşümümü tamamlayabilir ve kendime bir yer edinebilirdim.
Birden, bir hışırtı duydum. Ağaçların arasından, iki iri kurt çıktı. Gözleri, karanlıkta parlıyordu. Onları tanıyordum. Boran'ın sağ kolu olan Beta'lar, Demir ve Rüzgar. Bana doğru yaklaştıkça, korkudan titremeye başladım. Ne istiyorlardı?
"Ayla," dedi Demir, sesi buz gibiydi. "Alfa Boran seni görmek istiyor."
Kalbim duracak gibi oldu. Boran'ın beni neden görmek istediğini bilmiyordum, ama kötü bir şey olacağını hissediyordum. Belki de, dönüşümümün başarısız olacağını düşünüyordu ve beni şimdiden sürgüne göndermeye karar vermişti.
"Ben... Ben hazır değilim," dedim titrek bir sesle. "Dönüşümüm yaklaşıyor."
"Alfa'nın emirleri sorgulanamaz," dedi Rüzgar, acımasızca. "Hemen bizimle gelmelisin."
Çaresizce etrafıma baktım. Kaçacak hiçbir yerim yoktu. Beta'lardan kaçmak imkansızdı. Derin bir nefes aldım ve onlara doğru döndüm. Kaderime razı olmaktan başka çarem yoktu.
"Peki," dedim. "Gidelim."
Beta'lar, beni ormanın derinliklerine doğru götürmeye başladılar. Yürürken, içimde garip bir his vardı. Sanki, bir tuzağa doğru sürükleniyordum. Boran'ın beni neden görmek istediğini hala bilmiyordum, ama bunun iyi bir şey olmayacağını biliyordum.
Sonunda, Alfa'nın inine vardık. Burası, ormanın en derininde, en karanlık noktasında bulunuyordu. İnin girişi, devasa taşlarla çevriliydi ve üzerlerinde kurt sembolleri kazınmıştı. İçeri girdiğimizde, keskin bir koku burnumu doldurdu. Kan, ter ve vahşi hayvan kokusu.
Boran, tahtında oturuyordu. Dev cüssesi, karanlıkta bile heybetli görünüyordu. Gözleri, ateş gibi parlıyordu ve bana baktığında, içim ürperdi. Yanında, sürünün en güzel ve en güçlü dişisi olan Selen oturuyordu. Onun da bakışları, küçümsemeyle doluydu.
"Ayla," dedi Boran, sesi gür ve otoriterdi. "Seni buraya çağırmamın bir sebebi var."
Titrek bir nefes aldım. İşte şimdi başlıyordu. Kaderim belirlenecekti.
"Dönüşüm gecen yaklaşıyor," diye devam etti Boran. "Ancak, senin gibi zayıf bir Omega'nın bu dönüşümü tamamlayabileceğinden şüpheliyim."
Kalbim kırıldı. Zaten biliyordum. Benim gibi bir Omega'ya inanmıyorlardı.
"Bu yüzden," dedi Boran, acımasızca. "Sana bir teklifim var. Eğer kabul edersen, sürgünden kurtulabilirsin. Ama reddedersen... seni kurtlara yem ederim."
Gözlerim dehşetle açıldı. Ne teklif edebilirdi ki? Canımı bağışlaması bile yeterliydi. Ama Boran, benden ne isteyebilirdi?
"Teklifin ne?" diye sordum, sesim zar zor duyuluyordu.
Boran sırıttı. "Selen'in hizmetkarı olacaksın. Ona itaat edecek, onun her istediğini yapacaksın. Ve karşılığında, sürgünden kurtulacaksın."
Selen'e baktım. Onun gözlerindeki nefreti gördüm. Onun hizmetkarı olmak, cehennemde yaşamaktan farksızdı. Ama sürgünden daha iyiydi. Değersiz bir Omega olarak yaşamak, kurtlara yem olmaktan daha iyiydi.
"Kabul ediyorum," dedim, çaresizce. "Selen'in hizmetkarı olacağım."
Boran kahkaha attı. "Güzel. O zaman, yarından itibaren Selen'in emrindesin. Şimdi gidebilirsin."
Beta'lar beni dışarı çıkardılar. İnin önünde, derin bir nefes aldım. Kurtulmuştum. Sürgünden kurtulmuştum. Ama karşılığında, ruhumu şeytana satmıştım. Selen'in hizmetkarı olmak, hayatımın en büyük kabusu olacaktı. Ama en azından, hayattaydım. Ve belki, bir gün, bu kabustan kurtulmanın bir yolunu bulabilirdim.
Gece boyunca uyuyamadım. Selen'in bana neler yapacağını düşünmekten aklımı kaçıracaktım. Sabah olduğunda, isteksizce Selen'in odasına gittim. Kapıyı çaldım ve içeri girdim.
Selen, yatağında oturuyordu. Gözleri, dün geceki kadar nefret doluydu. Bana baktı ve sırıttı.
"Sonunda geldin," dedi alaycı bir sesle. "Hizmetkarım. Bundan sonra hayatın benim ellerimde olacak. Ve sana söz veriyorum, Ayla, bunu çok pişman olacaksın."
Selen yataktan kalktı ve bana doğru yürüdü. Gözleri, bir avcı gibi parlıyordu. Tam önümde durdu ve parmağını çeneme bastırdı.
"Sana ilk görevini veriyorum," dedi fısıldayarak. "Bana Alfa Boran'dan bir parça getirmeni istiyorum. Saçından, tırnağından, ne olursa olsun. Ama bana Alfa'nın bir parçasını getireceksin. Anladın mı?"
Şok içinde kaldım. Boran'dan bir parça mı? Bu imkansızdı! Ona yaklaşmaya bile cesaret edemezdim. Ama Selen'e karşı gelemem. Aksi takdirde, hayatım cehenneme dönerdi.
"A-ama bu çok tehlikeli," dedim titreyerek. "Alfa Boran'a nasıl yaklaşabilirim ki?"
Selen kahkaha attı. "Bu senin sorunun. Nasıl yapacağını bulacaksın. Yoksa sonuçlarına katlanırsın. Şimdi git ve görevini yerine getir. Ve sakın başarısız olma, Ayla. Yoksa ikimizin de canı yanar."
Selen beni odadan kovdu. Çaresizlik içinde, ne yapacağımı bilemeden ormanın içine doğru koştum. Boran'dan bir parça almak... Bu imkansız bir görevdi. Ama Selen'e karşı gelemezdim. Kaderim, onun ellerindeydi. Ve ben, lanetli bir Omega olarak, bir Alfa'nın lanetini üzerime çekmek zorundaydım. Yoksa, hayatım sonsuza dek cehenneme dönecekti.
Ormanın derinliklerinde dolaşırken, aklıma bir fikir geldi. Belki, Boran'ın yemeğine bir uyku ilacı katabilir ve uyurken ondan bir parça alabilirdim. Ama bu çok riskliydi. Ya uyanırsa? Ya beni fark ederse? O zaman, kesinlikle ölümüm olurdu. Ama başka çarem yoktu. Selen'in emirlerini yerine getirmek zorundaydım. Ne olursa olsun...
Kararımı vermiştim. Bu gece, Alfa Boran'ın yemeğine uyku ilacı katacaktım. Ve eğer başarılı olabilirsem, Selen'e Alfa'nın bir parçasını götürecektim. Ama eğer başarısız olursam... O zaman, Ay Vadisi'nde son gecem olacaktı.