Anlaşmalı Kalpler
Chapter 2 — Mücevher Kutusu Kadar Soğuk Bir Gülüş
Defne, boğazın lacivert sularına nazır devasa pencerenin önünde durmuş, elindeki ince, gümüş rengi kutuyu sıkıyordu. Anlaşma basitti ama sonuçları ağırdı. Ailesinin borç batağından kurtulması için Demir Korhan'ın karısı olacaktı. Demir'in soğuk, hesapçı bakışları hala zihnindeydi. Yalıdaki o konuşma, sanki bir rüyanın içinde yaşanmış gibiydi. Demir, her zamanki acımasızlığıyla, sözleşmenin her maddesini tek tek açıklamıştı. "Bu kutu," dedi Demir, sesi buz gibi, "senin yeni dünyan. İçindeki her şey artık bana ait. Ailenin borçları ödendiğinde, bu kutunun anahtarı da bana teslim edilecek."
Defne'nin parmakları kutunun kenarlarını kavradı. Hafif bir ağırlığı vardı, içindeki materyalin ne olduğunu merak ediyordu ama sormaya cesaret edememişti. Demir'in gözlerindeki parıltı, bir avcının yakaladığı avına bakışı gibiydi. Bu evlilik, bir kurtuluş değil, bir esaretti belki de. Ama başka şansı yoktu. Babasının yüzündeki çaresizliği, annesinin sessiz gözyaşlarını düşündü. Onlar için her şeyi yapabilirdi.
"Sözleşmenin diğer maddeleri de en az bu kadar net, Defne," diye devam etti Demir, sesiyle Defne'nin düşüncelerini böldü. "Evliliğimiz süresince sosyal hayatın benim kontrolümde olacak. Nereye gideceğin, kimlerle görüşeceğin... Her şeyin bana raporlanması gerekecek. Benim iznim olmadan hiçbir yere gidemezsin."
Defne'nin nefesi kesildi. Bu sadece bir evlilik sözleşmesi değil, bir hapishane antlaşmasıydı. Demir Korhan, sadece servetini değil, hayatının her zerresini ele geçirmek istiyordu. "Peki ya... ya sonra?" diye fısıldadı, sesi titriyordu. "Boşanırsak?"
Demir'in dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı, bu bir gülümseme değildi, daha çok yırtıcı bir hayvanın dişlerini göstermesi gibiydi. "Boşanma mı? O kadar kolay olmayacak, Defne. Sözleşmede belirtilen şartlar yerine gelene kadar bu evlilik devam edecek. Ve benim belirlediğim şartlar... oldukça zorlayıcı." Yüzündeki ifade, Defne'nin içine bir buz gibi oturdu. Demir Korhan'ı hafife aldığını anlamıştı. Bu adam, en ince detayına kadar her şeyi planlamış, Defne'yi kendi satranç tahtasında bir piyon olarak kullanmaya hazırdı.
Defne, gözlerini Demir'in gözlerine dikti. Korku vardı, evet, ama aynı zamanda bir kararlılık da filizleniyordu. Bu adamın onu ezip geçmesine izin vermeyecekti. "Anlıyorum," dedi, sesini olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. "Sözleşmeyi imzalayacağım." Ayağa kalktı, yalıdaki ağır atmosfer sanki üzerine çökmüştü. Demir'in önündeki masaya doğru yürüdü, masanın üzerindeki altın kaplama kalem eline aldığında parmakları titredi.
Demir ona dikkatle bakıyordu, gözlerinde merak ve belki de bir parça eğlence vardı. Sanki Defne'nin bu ani kararlılığı onu şaşırtmıştı. Defne, kalemi sıkıca kavradı. İmzasını atacağı yere baktı. Bu imza, sadece bir kağıt parçasını mühürlemekle kalmayacak, hayatının geri kalanını da belirleyecekti.
Tam kalem deftere değmek üzereyken, yalı kapısının çalma sesi duyuldu. Demir'in kaşları hafifçe çatıldı. Bu beklenmedik bir misafirdi. Kim olabilirdi bu saatte? Demir, keskin bir hareketle Defne'nin elindeki kalemi aldı. "Bekle," dedi, sesi emir vericiydi. Ardından, kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açtığında, karşısında duran kişiyi görünce yüzündeki soğuk ifade yerini anlık bir şaşkınlığa bıraktı. Kapıda duran, uzun, zarif ve kusursuz giyimli bir kadındı. Kadının gözleri Demir'in arkasında, hala masada duran Defne'ye kaydı ve yüzüne donuk bir ifade yerleşti.
"Demir, tatlım," dedi kadın, sesi ipek gibi yumuşak ama altında bir fırtına gizliydi. "Seni burada, böyle bir hanımefendiyle görmek pek şaşırtıcı oldu. Bu kim? Yeni asistanın mı?"
Defne, bu kadının kim olduğunu merak ederken, Demir'in yüzündeki ifadeyi okumaya çalıştı. Kadının sözleri, bir hançer gibi Defne'nin kalbine saplanmıştı. Demir'in gözleri Defne'ye döndü, o anda Defne, boğazdaki yalıdaki pencereden dışarıdaki karanlık suya baktı ve bir kararın eşiğinde olduğunu hissetti. Bu kadın, hayatına bir gölge gibi düşmüştü ve Demir'in gizemli dünyasının bir parçası olmalıydı. Peki, bu parça ne kadar tehlikeliydi?
Demir'in kadına dönüp verdiği yanıt, Defne'nin tüm dünyasını altüst edecekti. "Hayır, Leyla," dedi Demir, sesi her zamankinden daha soğuktu. "Bu benim nişanlım."
Defne'nin kalbi duracak gibi oldu. Nişanlı mı? Ama kendisi... kendisi neydi peki? Bu kelime, zihninde yankılanırken, yalıdaki atmosfer buz kesmişti.