Yasak Bahçe
Chapter 1 — Gül Kokulu İhanet
Derin bir nefes aldım, dudaklarım titriyordu. Aynadaki yansımama baktım. Gözlerimdeki çaresizlik, annemin antika aynasının çatlaklarında çoğalıyordu sanki. Bugün, hayatımın en önemli günü olmalıydı. Bugün, Demir Soykan ile evlenecektim.
Ama kalbim, onun adını fısıldamıyordu. Kalbim, yasak bir bahçenin en güzel çiçeği olan Aras'ı sayıklıyordu. Aras... Gözleri gece kadar karanlık, dokunuşu ise bir yaz rüzgarı kadar hafif olan Aras. Demir'in en yakın arkadaşı. Ve benim, en büyük günahım.
Düğün hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyordu. Hizmetçiler telaşla koşuşturuyor, annem kusursuz görünmem için etrafımda pervane oluyordu. "Elizacım, biraz daha gülmelisin. Yoksa Demir'in ailesi mutsuz olduğunu düşünecek," dediğinde, içimdeki fırtınayı bastırmaya çalıştım. Demir Soykan, şehrin en güçlü, en zengin adamıydı. Onunla evlenmek, ailemin kurtuluşu demekti. Ama benim felaketim olacaktı.
Aras ile ilk karşılaşmamızı hatırladım. Bir yaz gecesi, Demir'in yalı partisinde. Müzik, kahkaha ve alkolün birbirine karıştığı o gecede, Aras'ın gözleri beni bulmuştu. Sanki ruhumu okumuştu. O geceden sonra, her karşılaşmamız bir yangına dönüştü. Gizli bakışlar, kaçamak dokunuşlar, fısıltıyla söylenen yasak kelimeler... Aşkımız, karanlık bir dehlizde büyüdü.
Kapı çaldı. Annem, "Demir geldi!" diye fısıldadı heyecanla. Kalbim sıkıştı. Demir, smokini içinde her zamanki gibi kusursuz görünüyordu. Gözlerinde beni sahiplenen bir ifade vardı. Ama o ifadede aşk yoktu. Sadece güç, hırs ve kontrol vardı.
Demir elimi tuttu ve beni aynanın önünden çekti. "Hazır mısın, Elizacım?" diye sordu. Sesi soğuk ve mesafeliydi.
"Hazırım," diye fısıldadım. Ama değildim. Hiç hazır olmamıştım.
Kilisenin kapısından içeri girdiğimizde, gözlerim kalabalığı taradı. Aras'ı aradım. Ve onu gördüm. En arka sırada, karanlığın içinde, bana bakıyordu. Gözlerinde acı, pişmanlık ve tarifsiz bir arzu vardı. O an, bir karar vermem gerektiğini anladım. Ya hayatımın yalanına devam edecektim, ya da kalbimin sesini dinleyecektim.
Nikah masasına doğru yürürken, ayaklarım beni bambaşka bir yöne götürdü. Demir'in şaşkın bakışları altında, kalabalığın arasından geçtim. Aras'ın yanına ulaştığımda, nefes nefeseydim. "Ben..." diye başladım. Ama sözümü tamamlayamadım. Aras, elini uzattı ve beni karanlığın içine çekti. Kiliseden dışarı koşarken, Demir'in öfke dolu bağırışlarını duyabiliyordum. Ama umrumda değildi. Sadece Aras'ın sıcaklığını hissediyordum.
Birlikte bir taksiye bindik. Aras, "Nereye gidiyoruz?" diye sordum. Gözleri kararlılıkla parlıyordu.
"Uzaklara," dedi. "Çok uzaklara... Kimsenin bizi bulamayacağı bir yere."
Taksi hareket etti. Şehrin ışıkları arkamızda kalırken, içimde hem büyük bir korku, hem de tarifsiz bir umut belirdi. Ama bilmediğim bir şey vardı. Demir Soykan, kaybetmeyi asla kabul etmezdi. Ve beni, ne pahasına olursa olsun geri alacaktı.