Yasak Bahçe

Chapter 6 — Aynadaki Yabancı

Malikanenin duvarları, sanki her nefes alış verişimi emip sessizliğe hapseden devasa birer mezar taşı gibiydi. Aras gitmişti. Polislerin soğuk yüzleri ve Aras'ın gözlerindeki o son umutsuz bakış zihnimden silinmiyordu. Geri döneceğine söz vermişti ama bu sözler, Demir'in malikanesinin soğuk koridorlarında yankılanan birer fısıltıdan öteye gidemiyordu. Oysa şimdi dikkatimi dağıtan başka bir şey vardı. Demir'in odasındaki o lanet ayna… Ayna, normalde sadece benim yansıtırdı, ama dün gece, Demir'in dehşetle baktığı o anda, benim dışımda başka bir yüz görmüştüm. Yüzü bana tanıdık gelmiyordu ama gözlerindeki ifade… o boşluk, o uzaklık… Bir yabancıydı ama aynı zamanda tuhaf bir şekilde tanıdıktı.

Demir, odadan çıktığından beri gözüm ondan başkasını görmüyordu. Yüzü kireç gibi beyazlamış, dudakları titriyordu. Birkaç adımda bir durup aynaya doğru dönüyor, sanki orada gördüğü hayaletin hala peşinde olduğunu sanıyordu. Bu durum, onun her zamanki soğuk ve kontrolcü tavrından farklıydı. Korkmuştu. Belki de ilk defa bu kadar çaresiz görünüyordu. Bu görüntü, onu daha önce hiç görmediğim bir zayıflıkla kuşatmıştı ve garip bir şekilde bana güç veriyordu. Aras'ın yokluğunun yarattığı boşluğu, Demir'in bu kırılganlığı dolduruyordu.

“Kimdi o, Demir?” diye sordum, sesim beklenmedik bir kararlılıkla malikanenin geniş salonunda yankılandı. Sesimdeki ton, onun beni her zaman küçük gören, acıyan bakışlarından farklıydı. Artık sadece bir kurban değildim. Bu evin duvarları, benim kaçış planlarımın sessiz tanığı olacaktı.

Demir bana döndü. Gözleri karanlık birer kuyu gibiydi, içinde fırtınalar kopuyordu sanki. “Seni ilgilendirmez, Eliza,” diye tısladı, ama sesi her zamanki gibi sağlam değildi. Elini yumruk yaptı, damarları belirginleşmişti. “Senin tek görevin burada uslu durmak.”

“Usulca durmak mı?” diye güldüm acı bir şekilde. “Aras’ı polisler götürdü. Belki de senin yüzünden. Ve sen, bir aynada gördüğün hayalet yüzünden delirecek gibisin. Bu evde neler oluyor, Demir? O kadın kimdi?”

Demir’in yüzü öfkeyle kasıldı. Bana doğru bir adım attı. Boyu, bana tepeden bakmak için fazlaydı ama gözlerindeki o titreme, ona karşı bir zafer kazandığım hissini veriyordu. “Bu senin haddin değil,” dedi, sesi buz gibiydi. Ama ben artık onun buz gibi bakışlarından korkmuyordum. Aras’ın gidişi beni kırmıştı ama aynı zamanda içimdeki bir şeyi de kırmıştı: Demir’in gücüne olan inancımı.

“Belki de haddimde,” dedim, ona doğru bir adım atarak. Aramızdaki mesafe azalıyordu. Onun gözlerindeki öfkenin ardında bir korku parıltısı görüyordum. Bu benim için yeterliydi. “Senin zayıflığını görüyorum, Demir. Ve bu zayıflık, benim gücüm olacak.”

Demir’in gözleri fal taşı gibi açıldı. Bir an için ne diyeceğini bilemedi. Tam ağzını açıp bir şeyler söyleyecekti ki, malikanenin antresinden gelen bir ses ikimizi de durdurdu. Bir yabancı sesi. Demir’in adamlarından birinin sesi değildi. Daha yumuşak, daha… telaşlı bir sestı.

“Efendim, bayım… bir misafiriniz var,” dedi adam, sesi biraz titreyerek. Demir’in yüzündeki ifade anında değişti. Öfke ve korku yerini ani bir sakinliğe bıraktı ama bu sakinlik, fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Gözleri bana döndü, içinde bir uyarı vardı. “Görüşmek istemiş.”

“Kimmiş?” diye sordu Demir, sesi tekrar o soğuk tonuna dönmüştü. Ama ben biliyordum. Bu gelişen olaylar, benim kaçış planımın bir parçası olabilirdi. Ya da yeni bir tehlikeydi.

“Adı… Elif’miş,” dedi adam. Ve o anda, malikanenin geniş salonunun ortasında, Demir’in yanında dururken, kapıdan içeri giren kadını gördüm. Üzerinde sade bir elbise vardı, saçları omuzlarına dökülüyordu. Yüzü solgundu ama gözleri… gözleri aynada gördüğüm yüzün aynısıydı. Bana doğru yürüdü, gözleri bir anlığına benim gözlerimle buluştu. O boşluk, o uzaklık yine oradaydı ama bu kez bakışlarında bir parça merak vardı. Kadın, Demir’in yanından geçip doğrudan bana doğru ilerledi. Demir şaşkınlıkla arkasından bakakalmıştı. Kadın, tam önüme geldiğinde durdu. Bana baktı. Ağzını araladı ve fısıltıyla bir isim söyledi.

“Eliza…” dedi, sesi rüzgarın uğultusu gibiydi. Ama sonraki kelimeleri, beni buz kesti. “Aras… seni benimle göndermemi istedi.”