Yasak Bahçe

Chapter 5 — Aynadaki Yabancı

Malikanenin loş koridorlarında yankılanan siren sesleri, Demir'in nefesini kesmişti. Aynada gördüğü yüz, ne Eliza'nın çaresiz bakışlarıydı ne de Aras'ın meydan okuyan öfkesi. Gördüğü, daha önce hiç tanımadığı, ancak nedense tanıdık gelen bir kadının ürperten ifadesiydi. Bu görüntü, onu adeta dondurmuştu. Kimdi o kadın? Neden onun aynasında belirmişti? Aras'ın kahramanvari dönüşü, bu gizemli detayın yanında sönük kalmıştı.

Eliza, koridorun ucundan Demir'in sessizliğini fark etti. Aras'ın gelişiyle yüreğindeki umut buz kesmişti. Aras'ın Demir'in adamlarının ortasında kalması, onu dehşete düşürmüştü. Sirenlerin sesi yaklaşıyordu ve bu, artık sadece Demir'in oyun alanı olmadığını gösteriyordu. Belki de bu, kaçış için bir fırsattı. Aras'ın gözlerindeki kararlılığı görmüştü; o, buraya boşuna gelmemişti.

Demir, kendine gelmek için alnını ovuşturdu. Aynadaki görüntü silinmiş, yerini kendi yorgun ve öfkeli yüzü almıştı. Ama o anı unutamazdı. Bu malikanenin duvarları, onun sırlarını saklıyordu ve şimdi bu sırların arasından bir yabancı yüz fırlamıştı. Kapı çalındı. Demir'in muhafızlarından biriydi. Polis gelmişti. Demir, dışarıdan gelen her sesi bir tehdit olarak algılıyordu. Aras'ın ne cüretle ortaya çıktığını hala hazmedememişti. Bu planı kimse bozamazdı.

Aras, Demir'in adamlarının arasında sıkışıp kalmıştı. Onların tehditkar bakışları altında sakinliğini korumaya çalışıyordu. Eliza'nın çaresizliğini görmüştü ve bu onu daha da öfkelendirmişti. Siren sesleri yaklaşıyordu. Bu, planının bir parçası değildi ama belki de lehine dönebilirdi. Yüzünü, yakalanmış gibi yapan bir ifadeyle Demir'e çevirdi. "Demir, bu kadar zorlamanın ne anlamı var? Gördün, polise yakalandım. Seninle geliyorum. Ama bil ki, bu iş burada bitmedi."

Demir, Aras'ın bu beklenmedik teslimiyetine şaşırmıştı. Yüzündeki küçümseyen gülümseme, gözlerindeki şüpheyi gizleyemiyordu. Aras'ın zekasını hafife alamazdı. Ama polis gelmişken, onu tutuklatmak yerine kendi kontrolünde tutmak daha akıllıca olabilirdi. "Peki, Aras. Madem öyle istiyorsun," dedi soğuk bir sesle. "Ama unutma, bu malikanede kimse benim iznim olmadan bir yere gidemez."

Demir, Aras'ı kendi adamlarından birine teslim etti. Polisler içeri girdiğinde, Demir soğukkanlılıkla durumu açıkladı: Aras'ın zorla eve girdiğini ve kendisini rehin almaya çalıştığını. Aras, sorgulanmak üzere polislerle birlikte götürülürken, gözleri Eliza'yı aradı. Eliza, merdivenlerin başında, solgun yüzüyle onları izliyordu. Aras'ın gözlerinde gördüğü son şey, bir veda değil, bir sözdü: "Geleceğim."

Aras götürüldükten sonra malikaneye bir sessizlik çöktü. Demir, Eliza'nın yanına yaklaştı. Yüzünde hiçbir ifade yoktu, ama gözlerindeki karanlık daha da belirginleşmişti. "Artık yalnızsın, Eliza," dedi fısıltıyla. "Ve ben, seni asla bırakmayacağım." Eliza titredi. Aras'ın gidişiyle umudu sönmüştü ama Demir'in sözleri, içindeki ateşi tekrar harladı. Demir'in tam arkasındaki antika dolabın kenarından, görünmez bir hareketlilik hissetti. Demir'in fark etmediği bir şey vardı. Dolabın kapaklarından biri aralandı ve içeriden bir çift göz, karanlıkta parlayarak onlara bakıyordu. Bu, aynadaki yabancı mıydı? Yoksa bambaşka biri mi?

Eliza, nefesini tuttu. Demir'in sırtı, aralığan kapıya dönüktü. O gözler ona mı aitti? Bu malikanede kim olduğunu bilmiyordu ama yalnız değildi. Ve Demir de yalnız değildi. Bir köşeden, bir gölge gibi, gizemli bir figür belirmişti. Figür, eliyle Demir'e işaret verdi. Demir döndü ve gözleri, kapının aralığından kendisine bakan tanıdık ama aynı zamanda ürkütücü bir yüze kilitlendi. Kadın gülümsedi, ama bu gülümseme bir zafer ilanıydı. Eliza donakaldı. Demir ise dehşetle, "Sen... sen nasıl buradasın?" diye fısıldadı.