Yasak Bahçe
Chapter 4 — Kırık Aynadaki Yabancı
Malikanenin heybetli salonunda, Aras'ın ani ve beklenmedik dönüşü havayı buz kesti. Demir'in adamları, bir anlık şaşkınlığın ardından tetikte bekleyen avcılar gibi etraflarını sardılar. Aras, onca zamandır kayıp olan, Eliza'nın her gece umutla andığı adam, şimdi eskisinden daha kararlı, gözlerinde ise daha önce hiç görmediği bir soğuklukla duruyordu. Eliza'nın kalbi göğsünde bir kuş gibi çırpınıyordu; korku ve tarif edilemez bir sevinç aynı anda onu ele geçirmişti. Aras'ı canlı görmek, nefes aldığını bilmek bile yeterdi, ama bu durum… bu durum her şeyi daha da tehlikeli bir hale getiriyordu.
Demir, köşedeki gölgelerin içinden yavaşça öne çıktı. Yüzünde, Aras'ın bu ani çıkışını küçümseyen sahte bir gülümseme vardı. “Demek geri döndün, Aras,” dedi sesi buz gibi, ama gözlerindeki parıltı bir avcının zafer sarhoşluğunu ele veriyordu. “Seni bu kadar erken pes edecek sanmamıştım.”
Aras'ın bakışları Demir'e kilitlendi. Eliza'yı bir an bile gözden kaçırmadan, “Pes etmek mi?” diye alaycı bir şekilde sordu. “Daha yeni başlıyoruz, Demir.” Sesi sakindi, ancak her kelimesi birer hançer gibiydi. Bu, bildiği, sevdiği Aras değildi; bu, acımasız bir intikam oyununa hazırlanmış, her adımını dikkatle planlamış bir adamdı.
Eliza, Aras'ın sözlerindeki gücü hissederken, Demir'in yüzündeki gülümsemenin solduğunu fark etti. Adamın gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı. “Senin için oyunlar bitmişti, Aras. Eliza artık benimle. Ve sen, benim misafirimsin.” Demir, Aras'ın yanından ayrılmayan adamlardan birine işaret etti. “Onu odasına götürün. Dikkatli olun, akıllı bir tilkiyi yakaladık.”
Adamlar Aras'a doğru bir adım attılar, ancak Aras yerinden kımıldamadı. Gözleri hala Demir'e dönüktü, ancak bu kez içinde bir meydan okuma vardı. “Eliza’ya dokunursan, ne olacağını ikimiz de biliyoruz, Demir.”
Bu sözler, salondaki gerilimi doruk noktasına çıkardı. Eliza, Aras’ın bu cesaretine hayran kalırken, aynı zamanda onun için duyduğu endişe kalbini sıkıştırıyordu. Demir'in karanlık doğasını biliyordu; bu adamı küçümsemek intihar olurdu.
Demir kahkahayı patlattı. “Ne cüretle! Sen kim oluyorsun da bana emirler yağdırıyorsun? Sen benim oyuncağımsın, Aras. Ve oyuncaklar, sadece benim istediğim zaman konuşur.” Adamlarına tekrar işaret etti. “Alın şunu!”
Bu kez adamlar daha kararlıydılar. Aras’ın üzerine atıldılar. Ancak Aras, bekledikleri gibi pasif kalmadı. Çevik bir hareketle ilk adamın yumruğundan sıyrıldı ve diğerinin kolunu sertçe kavrayıp yere fırlattı. İkinci adam da yere serilirken, Aras’ın gözleri parladı. “Ben oyuncak değilim, Demir. Ben senin sonunu getirmeye geldim.”
Bu beklenmedik direniş, Demir'in adamlarını şaşırttı. Aras’ın tek başına bu kadar güçlü olması, planlarının bir parçasının ters gittiğini gösteriyordu. Eliza, Aras’ın kendisini korumak için bu kadar ileri gideceğini hiç düşünmemişti. Yüzündeki dehşet yavaşça kararlılığa dönüştü. Aras geri dönmüştü ve bu sefer yalnız değildi. Belki de bu, kurtuluşun başlangıcı olabilirdi.
Demir’in yüzündeki ifade, öfkeden çok şaşkınlık ve biraz da hayal kırıklığıydı. Aras’ın planladığından daha fazla direniş göstereceğini hesaba katmamıştı. “Demek savaşmak istiyorsun…” diye fısıldadı, sesi tehditkardı. “O zaman savaşacaksın.” Demir, elini kaldırdı ve odanın diğer ucundaki büyük, antika aynaya doğru yürüdü. Aynanın parlak yüzeyinde, her şey net bir şekilde görünüyordu. Eliza’nın titreyen yüzü, Aras’ın dövüşen bedeni ve Demir’in karanlık zafer gülümsemesi.
Tam o sırada, malikanenin dışından gelen bir siren sesi duyuldu. Önce uzak, sonra giderek yaklaşan bir çığlık gibi. Demir’in adamları irkildi, bakışları demir kapıya döndü. Polis miydi? Yoksa Demir'in haber verdiği takviye kuvvetler mi?
Demir’in gözleri fal taşı gibi açıldı. Eliza’ya değil, Aras’a değil, aynadaki yansımasına baktı. Yansımasında gördüğü şey, onu derinden sarstı. Eliyle aynayı kavramış, yüzü bembeyaz kesilmişti. Eliza, bu ani değişimin nedenini anlamak için Aras’ın olduğu yere doğru bir adım atmak istedi, ancak Aras’ın onu tutan eli kolunu sımsıkı sardı. “Şimdi değil, Eliza. Bekle,” diye fısıldadı Aras, gözleri hala Demir'in aynadaki yansımasındaydı.
Demir, titreyen bir sesle, “Bu… bu nasıl olabilir?” diye kekeledi. Aynadaki yansıması, onun bildiği, kontrol ettiği dünyadan bambaşka bir gerçekliği gösteriyordu. Ve bu gerçeklik, Demir Soykan’ın hayatını sonsuza dek değiştirecek bir sırrı barındırıyordu. Eliza nihayet Aras'ın tuttuğu kolundan sıyrılıp aynaya baktığında, gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi. Demir'in yansıması değil, onun arkasında, gölgelerin içinde duran, tanımadığı bir kadının silüeti vardı. Ve o silüetin gözleri, doğrudan ona bakıyordu.