Beş Yıl Sonra

Chapter 9 — Kırık Zincirin Yankısı

Kitabevinin ağır, toz kokan havası Defne'nin ciğerlerine doldu. Elif'in ağzından dökülenler, Selin'in gösterdiği o parlak gümüş kolye ve Rüzgar'ın yüzündeki o karmaşık ifade… Hepsi zihninde bir girdap gibi dönüyordu. Rüzgar’ın Elif’i azarlayarak, neredeyse bağırarak kovması, ardından Selin’in o küçümseyici gülümsemesiyle birlikte arkasını dönüp gitmesi, Defne’yi yine o tanıdık, çaresiz yalnızlığına itmişti. Adımları istemsizce Rüzgar’ın peşinden gitti. Dışarıdaki İstanbul kalabalığı, kitabevinin loş sessizliğinden sonra kulaklarını tırmaladı. Rüzgar, Selin ile birlikte kaldırıma doğru yürüyordu. Selin’in kolu, Rüzgar’ın koluna hafifçe değiyor, sanki görünmez bir bağla birbirlerine kenetlenmişler gibiydiler. Defne, nefesini tutarak onları izledi. Aralarındaki o akışkan uyum, Selin’in Defne’ye gösterdiği o meydan okuyan bakış… Hepsi birer hançer gibi kalbine saplanıyordu.

“Rüzgar!” Sesi, kalabalığın uğultusunda kaybolmamak için çaresizce yükseldi. Rüzgar’ın adımları durdu. Yavaşça başını arkaya çevirdi. Yüzünde bir anlık şaşkınlık, ardından hızla yerini o tanıdık mesafeli ifadeye bıraktı. Selin ise arkasını dönüp Defne’ye baktı. Gözlerinde zafer dolu bir parıltı vardı. Sanki Defne’nin acısını görmek ona haz veriyordu.

“Ne istiyorsun Defne?” Rüzgar’ın sesi soğuktu, buz gibi. Daha önce hiç duymadığı kadar yabancıydı. Bu ses, ona yıllar önce terk edildiğinde duyduğu sesi hatırlattı. Kalbi sıkıştı. ‘Güven’ dediği şey, bir anda yeniden paramparça olmuştu.

“Konuşmamız… konuşmamız gerek,” diye kekeledi Defne. Gözleri Rüzgar’ın gözlerinde bir cevap arıyordu ama sadece boşluk buldu. Selin’in sesi araya girdi, tatlı ama bir o kadar da zehirli bir tonda.

“Bence Rüzgar’ın şu an sana ayıracak vakti yok Defne. Bizim önemli işlerimiz var, değil mi Rüzgar?” Selin, Rüzgar’ın koluna hafifçe dokundu. Rüzgar, Selin’e baktı, sonra tekrar Defne’ye döndü. Bir an için Defne, Rüzgar’ın gözlerinde bir tereddüt gördüğünü sandı. Belki de hala bir umut vardı. Ama sonra Rüzgar derin bir nefes aldı ve başını iki yana salladı.

“Haklı. Şimdi değil Defne. Ve emin değilim ne zaman olacağı hakkında da.”

Bu cümle, Defne’nin dünyasını yerle bir etti. Rüzgar’ın yüzündeki o ifade, sanki Elif’in söylediklerini tamamen reddediyordu. Sanki Selin haklıydı ve Defne sadece bir oyundu. O an, Defne’nin içinde bir şeyler kırıldı. Yıllar önce yaşadığı acı, sanki yeniden tazelenmişti. Aras’ın endişeli yüzü, Elif’in anlattığı o karanlık sır… Hepsi birleşip Defne’nin zihninde bir çığlık oluyordu. Artık Rüzgar’ı bekleyemezdi. Onun açıklamalarını, bahanelerini dinleyemezdi. Kendi yolunu çizmek zorundaydı.

“Anladım,” dedi Defne. Sesi titriyordu ama gözleri kararlıydı. Selin’in zafer dolu gülümsemesini gördü. Rüzgar’ın yüzündeki o boşluğu hissetti. Döndü ve kalabalığın içine doğru yürümeye başladı. Arkasından gelen sesleri duymuyordu bile. Tek bildiği, artık geri dönmeyeceğiydi. Yıllardır beklediği o ‘ikinci şans’… Belki de asla gelmeyecekti. Ama bu, onun duracağı anlamına gelmiyordu. Kendini yeniden inşa edecekti. Kendi müziğiyle, kendi gücüyle.

Üç gün sonra.

Defne’nin dairesi sessizdi. Konserden konsere koşturuyor, her bir performansı hayatının son performansı gibi sergiliyordu. Seyirciler büyülenmişti. Kemanının tellerinden dökülen her nota, içindeki fırtınayı yansıtıyordu. Aras, onu her zamanki gibi destekliyordu ama gözlerindeki endişe gitgide artıyordu. Defne’nin Rüzgar’dan tamamen koptuğunu biliyordu. Ve Selin’in tehditlerinin de hala havada asılı olduğunu.

“Defne, bu mesajı az önce aldım,” dedi Aras, elindeki tableti uzatarak. Mesaj kısa ve özdü: “Bu gece, eski dostlarla buluşma vakti. Boğaz’da, eskiden olduğu gibi.” Gönderen: Bilinmiyor.

Defne mesajı okudu. İçinde bir anlık tedirginlik hissetti. ‘Eskiden olduğu gibi’… Bu ifade, Rüzgar ile olan geçmişini çağrıştırıyordu. Ama gönderenin kim olduğu belli değildi. Rüzgar mıydı? Yoksa Selin mi? Ya da Elif?

“Kimden geldiğini biliyor musun?” diye sordu Defne, sesi biraz gergindi.

“Hayır, tamamen anonim. Ama… bu tarz mesajlar daha önce de geldi mi sana?” Aras’ın sorusu, Defne’nin zihnindeki şimşekleri çaktırdı. Evet, daha önce de gelmişti. Tam da Rüzgar’dan uzaklaşmaya karar verdiği zamanlarda. Kendini yeniden bulmaya çalıştığı bu günlerde… Bu bir tuzak mıydı? Yoksa bir yardım eli mi?

“Bilmiyorum Aras. Ama gitmem gerekiyor,” dedi Defne, kararlılıkla. “Bu mesajın ne anlama geldiğini öğrenmeliyim. Kendi başıma.”

Aras itiraz etmek istedi ama Defne’nin gözlerindeki o kararlılığı görünce sustu. Defne’nin son zamanlarda aldığı en cesur kararlardan biriydi bu. Hem tehlikeli hem de gerekli.

Akşam, Defne Boğaz kenarında, Rüzgar ile ilk tanıştıkları o lüks restoranın önünde durdu. Hava serindi, hafif bir rüzgar saçlarını okşuyordu. İçeri adım attığında, garson onu tanıyıp gülümseyerek karşıladı. Ancak Defne’nin gözleri, restoranın en köşesindeki masada oturan kişiyi arıyordu. Ve onu bulduğunda, kalbi hızla çarpmaya başladı.

Rüzgar oradaydı. Tek başına oturuyordu. Elinde bir kadeh viskiyle, pencereden dışarıyı seyrediyordu. Yüzündeki ifade yine o tanıdık, karmaşık halindeydi. Defne yavaşça masaya doğru yürüdü. Rüzgar başını kaldırdı. Gözleri Defne’yi gördüğünde bir anlığına donakaldı. Ardından yüzüne yine o mesafeli ifade yerleşti.

“Seni bekliyordum,” dedi Rüzgar, sesi neredeyse fısıltı gibiydi.

Defne, karşısındaki sandalyeye oturdu. Aralarındaki sessizlik, etraftaki diğer masalardan gelen neşeli sohbet seslerini bastırıyordu. Defne derin bir nefes aldı.

“Bu mesaj… Bu sen miydin Rüzgar?”

Rüzgar, kadehini masaya bıraktı. Gözleri Defne’nin gözlerine kilitlendi. “Evet,” dedi kısaca.

“Neden? Neden şimdi? Kitabevinde olanlardan sonra…” Defne’nin sesi titriyordu. Hala o günün şokunu atlatamamıştı. Selin’in tavrı, Rüzgar’ın Elif’i kovması…

Rüzgar elini uzattı, Defne’nin elinin üzerine koydu. Eli buz gibiydi. “Sana anlatmam gerekenler var Defne. Her şeyi. Selin’in neden orada olduğunu, Elif’in kim olduğunu, benim o sırrı neden sakladığımı…” Duraksadı. Gözleri bir anlığına uzaklara daldı. “Artık saklayacak bir şey kalmadı. Ama… geçmişimizdeki o kırık zincirin izlerini silmek kolay değil.”

Defne, Rüzgar’ın elinin soğukluğunu hissediyordu. Kalbi hem umutla hem de korkuyla doluydu. Bu, aralarındaki uçurumu kapatacak mıydı? Yoksa her şeyi daha da mı karıştıracaktı? Rüzgar’ın sözleri devam etti, sesi daha da alçaldı.

“Selin… Selin her şeyi biliyor. Ve bunu sana karşı kullanacak. Bu gece burada olmamın bir sebebi daha var Defne. Selin de birazdan burada olacak.”

Defne şaşkınlıkla Rüzgar’a baktı. Selin mi? Neden Selin de buradaydı? Tam o anda, restoranın kapısı açıldı ve içeriye Selin girdi. Elinde tuttuğu gümüş kolyenin zinciri, restoranın loş ışığında parlıyordu. Gözleri doğrudan Defne ve Rüzgar’ı buldu. Yüzünde zafer dolu, küçümseyici bir gülümseme vardı. Elindeki kolyeyi havada hafifçe sallayarak, ikisine doğru gelmeye başladı.

Defne, Rüzgar’ın gözlerindeki çaresizliği gördü. Selin’in elindeki kolyeyi gördü. Ve anladı ki, bu gece beklediğinden çok daha büyük bir yüzleşme yaşanacaktı.