Beş Yıl Sonra

Chapter 8 — Kırık Zincirin Yankısı

Kitabevinin loş ışıkları altında, havada asılı kalan gerilim tüy kadar hafif ama bir kurşun kadar ağırdı. Elif'in yüzündeki dehşet, Rüzgar'ın gözlerindeki ani öfkeyle birleşince, Defne'nin içinde bir şeyler kırıldı. Selin'in elinde buruşturduğu, tıpkısı kendi kolyesine benzeyen gümüş takı, sanki görünmez bir el tarafından Defne'nin kalbine saplanmıştı. Rüzgar'ın nefesi kesilmiş, gözleri yavaşça Selin'den Defne'ye kaymıştı. Defne ise buz kesmişti. Selin'in yüzünde alaycı bir gülümseme belirmişti, gözleri Defne'nin gözlerinde zafer kazanmış bir avcının soğukluğuyla parlıyordu.

"Yalan söylüyorsun, Elif," dedi Rüzgar, sesi çatallı çıkmıştı. Elif'in gözleri Rüzgar'a kilitlendi, korkuyla titriyordu. "Bu kadın... Bu kadın senin geçmişinden değil. Rüzgar Demirkan'ı tanımıyorum." Elif'in sesi titrek çıkmıştı, sanki nefes almakta zorlanıyordu.

Selin ise Rüzgar'ın sözlerini duymazdan gelerek Defne'ye döndü. "Gördün mü? Bütün anlattıkları birer masal. Rüzgar'ın sana söylediği her şey... hepsi bir yalandı." Elindeki kolyeyi Defne'ye doğru salladı. Zinciri neredeyse kopmak üzereydi, tıpkı Defne'nin az önce kaybettiği zincir gibi. "Bizim ilişkimiz senin hayallerindeki gibi bir iki günlük bir şey değil, Defne. Yıllar öncesine dayanıyor. Rüzgar'ı hep ben tanıdım. Hep ben vardıydım." Selin'in sesi, buzlu bir cam gibi soğuk ve keskin çıkmıştı. Defne'nin gözleri Selin'in elindeki kolyeye takıldı. Gümüşün soğuk parıltısı, içinde biriken öfkeyi körüklüyordu.

Defne, Rüzgar'a baktı. Yüzü bembeyaz olmuştu. Gözlerinde bir panik, bir çaresizlik vardı. Elif'in söyledikleri, Selin'in imaları... Hepsi bir araya gelip Defne'nin beyninde dönüyordu. Rüzgar, Selin'in elindeki kolyeye doğru bir adım attı. Sanki onu geri almak istiyor gibiydi, ama Selin kolyeyi daha sıkı kavradı.

"Selin, bırak onu," dedi Rüzgar, sesi yalvarır gibi çıkmıştı. Ama Selin sadece güldü. Gülüşü, kitabevinin sessizliğinde yankılanarak Defne'nin kulaklarında çınladı.

"Neden bırakayım, Rüzgar? Bu benim hediyem. Senin ona verdiğin hediyenin aynısı. Hatırlıyor musun? O gün, o iskelede... Sen bana bu kolyeyi verirken, ona verdiğin sözleri de hatırladın mı?" Selin'in her kelimesi, Defne'nin yüreğine saplanan birer ok gibiydi. Defne'nin gözleri dolmaya başlamıştı. Rüzgar'ın yüzüne baktı. Adamın gözlerinde bir yalanın izini arıyordu, ama sadece acı ve pişmanlık görüyordu.

"Ben... ben senin ona verdiğin hediyeyi kesmedim," dedi Elif, sesi fısıltı gibi çıkmıştı. "O... o kendi kendine düştü. Ben sadece..."

"Yeter!" Rüzgar'ın sesi kitabevinde yankılanmıştı. Hızla Elif'in yanına geldi ve onu kolundan tutarak ayağa kaldırdı. "Sen sus! Sen sadece daha fazla zarar veriyorsun!" Rüzgar, Elif'i neredeyse iterek kapıya doğru yönlendirmeye başladı.

Defne, olan biteni anlamlandırmaya çalışıyordu. Elif'in paniği, Rüzgar'ın öfkesi, Selin'in zafer dolu gülüşü... Hepsi birbirine girmişti. Selin, Rüzgar'ın Elif'i ittiğini görünce daha da coşmuştu. Defne'ye döndü, gözleri parlıyordu. "Gördün mü? Rüzgar her zaman beni korur. Hep beni seçer. Senin için asla böyle bir şey yapmaz." Selin, elindeki kolyeyi Defne'nin yüzüne doğru uzattı. "Bu kolyeyi sana kim verdi sanıyorsun? Senin o kırık kalbini onarmak için mi? Hayır. Bu, benim sana bir uyarımdı. Ve sen, o uyarıyı dinlemedin."

Defne, Selin'in sözleriyle tamamen donup kalmıştı. Rüzgar'ın Elif'i kapıya doğru sürüklediğini görüyordu ama gözleri Selin'in yüzündeydi. Selin'in ağzından dökülen her kelime, Defne'nin Rüzgar'a olan son umut kırıntılarını da yok ediyordu. Rüzgar'ın sırrı neydi? Selin ile gerçekten ne geçmişi vardı? Elif'in söyledikleri doğru muydu? Yoksa Selin, Rüzgar'ın sırrını kendi lehine mi kullanıyordu?

Aras, köşede sessizce olan biteni izliyordu. Endişesi her geçen saniye artıyordu. Selin'in tehditleri artık sadece lafta kalmıyordu. Fiziksel bir müdahale söz konusuydu ve Rüzgar'ın bu karmaşanın ortasında kalması, durumu daha da tehlikeli hale getiriyordu. Aras, Defne'nin yanına gitmek istedi ama Selin'in tehditkar bakışları onu durduruyordu. Defne'nin gözleri ise hala Selin'in üzerindeydi, ama içinde bir fırtına kopuyordu. Rüzgar'ın Elif'i kitabevinden dışarı ittiğini gördüğünde, Defne'nin içinde bir şey koptu. Bu artık Rüzgar'ın sırrını çözme meselesi değildi. Bu, kendi onurunu ve Rüzgar'ın gerçek yüzünü ortaya çıkarma meselesiydi.

Selin, Defne'nin yüzündeki ifadeyi görünce zaferle gülümsedi. "Sanırım artık ne yapman gerektiğini biliyorsun, Defne. Eğer Rüzgar'ı gerçekten istiyorsan... benimle oyun oynamayı bırakmalısın." Selin'in sesi alçaktı ama Defne'nin beyninde sirenler çalmasına neden oluyordu. Bu bir tehdit miydi, yoksa bir teklif mi? Selin, Rüzgar'ı Defne'den koparmak için ne gibi bir plan yapıyordu? Defne'nin artık harekete geçme zamanı gelmişti, ama hangi yöne doğru?

Rüzgar, Elif'i dışarı attıktan sonra derin bir nefes alarak geri döndü. Gözleri önce Selin'e, sonra da Defne'ye takıldı. Defne'nin yüzündeki ifadeyi okumaya çalıştı ama başaramadı. Sadece soğuk bir sessizlik vardı. Selin, Rüzgar'ın kolundan tuttu. "Hadi gidelim, Rüzgar. Bu kadınla daha fazla zaman kaybetmeye değmez." Selin'in kolundaki baskı, Rüzgar'ın yüzündeki acıyı daha da derinleştirdi. Rüzgar'ın gözleri bir anlığına Defne'ye kenetlendi. Defne, Rüzgar'ın gözlerinde bir şey gördüğünü sandı, belki bir itiraf, belki bir yalvarış. Ama sonra Selin onu çekiştirmeye başladı ve Rüzgar, istemeden de olsa Selin ile birlikte kitabevinden çıktı. Kapı kapanırken, Defne'nin gözleri boş kapıya takılı kaldı. İçinde, kırık kolyenin acısı ve Selin'in son sözleri yankılanıyordu. Elinde kalan tek şey, Rüzgar'ın ona ilk verdiği hediyenin kırık zinciriydi ve bu zincirin taşıdığı anlam, artık tamamen değişmişti. Defne, bir karar vermeliydi. Rüzgar'ın peşinden gitmeli, Selin'in oyununu bozmalı mıydı? Yoksa kendi yoluna devam edip, Rüzgar'ın sırrını kendi başına mı çözmeliydi? Kapıdan dışarı adımını attığında, soğuk İstanbul rüzgarı yüzüne çarptı. Hangi yöne gideceğini bilmiyordu, ama artık geri dönüşü yoktu.