Beş Yıl Sonra
Chapter 7 — Solgun Bir Günbatımının Ardındaki Gölge
Galata Kulesi'nin gölgesindeki dar sokaklarda, şehrin uğultusu uzak bir fısıltıya dönüşmüştü. Akşamın serinliği, rüzgarın saçlarını okşayışıyla birleşip Defne'nin yüzüne vuruyordu. Gizemli mesajın uyarısıyla buraya gelmişti, kalbi hem merak hem de tedirginlikle doluydu. Aras da yanındaydı, endişeli gözlerle etrafı tarıyordu.
"Emin misin Defne? Burası biraz tekinsiz görünüyor," dedi Aras, sesindeki endişeyi gizleyemeyerek.
Defne omuz silkti, kırık kolyesini eliyle yokladı. "Mesaj buraya gelmemi söyledi Aras. Belki de Rüzgar'ın sırrıyla ilgili bir ipucu vardır." Son günlerde Rüzgar'ın adını anmak bile acı veriyordu. Güveninin üzerine basılıp geçilmişti ve şimdi tek başına yürümek zorundaydı.
Dar sokağın sonunda, loş bir ışığın aydınlattığı eski bir kitabevinin önünde durdular. Tabelası solmuş, ahşap kapısı yılların yorgunluğunu taşıyordu. İçeriden belli belirsiz bir müzik sesi geliyordu. Defne derin bir nefes aldı ve Aras'a dönerek başıyla onayladı. Birlikte içeri girdiler.
Kitabevi, dışarıdan göründüğünden daha büyüktü. Raflar eski kitap kokusuyla doluydu, tozlu ciltler sessizce geçmişin sırlarını saklıyordu. Ortada, küçük bir sahnede, eski bir piyano duruyordu. Işık, sadece piyanonun üzerinde ve yanında oturan kadının yüzünü aydınlatıyordu. Kadın, Defne'nin nefesini kesen bir güzelliğe sahipti ama bu güzellik, taşıdığı melankoliyle birleşince ürkütücü bir hal alıyordu. Saçları, günbatımının kızıllığına çalan bronz tonlarındaydı ve gözleri, derin bir denizin sessizliğini barındırıyordu.
Kadın, Defne ve Aras'ı fark edince yavaşça ayağa kalktı. Elinde tuttuğu ince, zarif bir keman vardı. Tanıdıktı bu keman, Defne'nin kendi kemanından bile daha değerli bir enstrüman gibi görünüyordu. Kadının yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
"Sizi bekliyordum, Defne Hanım," dedi, sesi rüzgarın uğultusu gibi yumuşak ama bir o kadar da keskin. "Ve siz de Aras Bey, değil mi?"
Aras şaşkınlıkla kadına baktı. "Sizi nereden tanıyoruz? Ve bu mesajı siz mi gönderdiniz?"
Kadın, gözlerini Defne'ye dikti. "Ben Elif. Rüzgar'ın geçmişindenim. Ve evet, mesajı ben gönderdim. Sizin bilmeniz gereken bazı şeyler var." Elindeki kemanı nazikçe piyanonun üzerine bıraktı. "Ve siz, Rüzgar'ı artık kendi başınıza bulmak istiyorsunuz, değil mi? Benim de size bu konuda yardım edebileceğim bir şeyler var."
Defne'nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Rüzgar'ın geçmişinden biri mi? Ve ona yardım mı edecekti? Bu tam da aradığı şeydi. Ama aynı zamanda, bu durumun onu daha da karmaşık bir ağın içine çekeceğinden de emindi.
"Ne biliyorsunuz?" diye sordu, sesi titriyordu. "Rüzgar'ın sırrı ne? Ve neden bana yardım etmek istiyorsunuz?"
Elif, Defne'nin yanına doğru yürüdü. Aralarındaki mesafe azaldıkça, Defne kadının gözlerindeki acıyı ve belki de bir parça intikam arzusunu görebiliyordu. "Rüzgar'ın sırrı, sandığınızdan çok daha derin ve karanlık, Defne. Ve benim yardım etme sebebim..." Elif duraksadı, gözleri bir anlığına uzaklara daldı. "Ben de yıllarca onun yüzünden acı çektim. Belki de artık adaletin yerini bulma zamanı gelmiştir."
Elif, Defne'nin koluna dokundu. Kırık kolyenin yokluğunu hissetmiş gibiydi. "Kolyeniz... Rüzgar'ın size olan sevgisinin bir simgesiydi. Ama bazen en değerli şeyler bile, en büyük ihanetlerin aracı olabilir."
Defne'nin kanı dondu. Elif ne demek istiyordu? Selin'in tehdidi ve kolyenin kesilmesi hala tazeyken, bu sözler onu daha da derinden yaralamıştı.
"Ne demek istiyorsunuz? Selin ile ilgili ne biliyorsunuz?" diye sordu, sesi buz gibiydi.
Elif gülümsedi, ama bu gülümseme hiç de samimi değildi. "Selin... Ah, o tatlı Selin. Aslında Rüzgar'ın sırrının anahtarı onun elinde, Defne. Ve Rüzgar, onu asla tam olarak yenemeyecek. Çünkü Selin, Rüzgar'ın en zayıf noktası."
Tam o sırada, kitabevinin kapısı hızla açıldı. Kapının pervazında, nefes nefese kalmış, gözleri vahşi bir panikle dolu bir Rüzgar belirdi. Elinde tuttuğu zarf, Defne'nin Festival sonrası gördüğü zarfın aynısıydı. Yüzü bembeyazdı.
"Defne! Sakın Elif'in dediklerine inanma!" diye bağırdı, sesi yankılandı. "O... o bir yalancı! Rüzgar'ın sırrı..."
Rüzgar'ın gözleri, Elif'in arkasında, kitabevinin daha derinliklerinde duran bir silüete takıldı. Silüet, yavaşça ışığa doğru adım attı. Bu, Selin'di. Elinde Rüzgar'ın ona verdiği aynı gümüş kolyenin zinciri vardı, ama bu kez Defne'nin kolyesinden kopan değil, Defne'nin kendi kolyesinin aynısı olan, Defne'ye ait olan gümüş kolyenin zinciriydi. Ve Defne'nin gözlerinin önünde, Selin o kolyeyi yavaşça elinde buruşturdu, sanki Rüzgar'a olan tüm bağlılıklarını paramparça ediyormuş gibi.
"Yalancı olan sen olmalısın, Rüzgar," dedi Selin, sesi soğuk bir çelik kadar keskindi. "Çünkü benim Rüzgar'la olan ilişkim, Defne'nin hayal edebileceğinden çok daha eski ve çok daha derin. Ve sen, Defne, Rüzgar'ın sana anlattığı her şeye inanarak en büyük hatayı yapıyorsun."