Beş Yıl Sonra
Chapter 6 — Kırık Zincir ve Sessiz Bir Yemin
Defne'nin nefesi boğazında düğümlendi. Elindeki gümüş kolyenin buz gibi soğukluğu, az önce parmaklarının ucundan kayıp iskeledeki suya düşen zincirin acısını unutturmuyordu. Selin'in o soğuk, alaycı gülüşü ve son sözleri kulaklarında çınlıyordu: “Bu kolyenin sahibi senin gibi zayıf değil. Rüzgar’ın gerçek kimliğini öğrenince, bu zincirden çok daha fazlası kopacak.”
Defne, yerde titreyerek duran kolyeye baktı. Rüzgar’ın, evliliklerinin ilk yılında, ona verdiği ilk hediyesiydi. O kadar anlamlı, o kadar değerliydi ki, Defne için bir yaşam çizgisinden farksızdı. Şimdi o çizgi kopmuştu. Selin, sadece bir takının zincirini değil, aynı zamanda Defne’nin Rüzgar’a yeniden kurmaya çalıştığı güven köprüsünü de paramparça etmişti.
Rüzgar, dehşetle kadına baktı. Selin’in bu kadar ileri gideceğini tahmin etmemişti. Defne’nin gözlerindeki o kırgınlık ve öfke dolu ifade, kalbine hançer gibi saplandı. “Defne… Ben…” Sesi titriyordu, kelimeler boğazında yığılıyordu. Ne diyeceğini, ne açıklayacağını bilmiyordu. Selin’in tehdidi, onun sırrının ağırlığı ve şimdi Defne’nin bu yaşadığı acı… Hepsi bir arada onu boğuyordu.
“Sakın,” dedi Defne, sesi buz gibiydi. Gözleri Rüzgar’ınkilere kilitlenmişti. “Sakın bana bir şey söyleme. Şu an senden tek kelime duymak istemiyorum.”
Selin, zafer kazanmış bir edayla Defne’ye baktıktan sonra Rüzgar’a döndü. “Gördün mü? Dediklerimde haklıydım. Bu kadın senin sırrını kaldıramaz. Hele bir de gerçeklerle yüzleştiğinde…” Gözleri Rüzgar’ın gözlerinde bir an durdu, sanki sessiz bir tehdit savuruyordu. Sonra arkasını dönüp karanlığa karıştı.
Defne, hala kolyeye bakıyordu. Titreyen eliyle onu yerden aldı. Soğuk metal, avucunda bir ağırlık gibiydi. “Gidiyorum,” dedi sessizce, hala Rüzgar’a bakmadan. “Bu… bu gece bitti.”
Arkasını döndü ve hızla iskeleden uzaklaştı. Rüzgar, donakalmış bir halde arkasından bakıyordu. Peşinden gitmek istiyordu, onu durdurmak, her şeyi açıklamak istiyordu. Ama Selin’in sözleri, o zarfın içindeki sır, Defne’nin gözlerindeki o derin güvensizlik… Hepsi onu engelliyordu.
Ertesi sabah, Defne’nin dairesinde sessizlik hakimdi. Dün gece yaşananlar, zihninden bir film şeridi gibi geçiyordu. Kırık kolye, Selin’in yüzündeki o iğrenç gülümseme, Rüzgar’ın çaresizliği… Her şey onu daha da dibe çekiyordu. Aras, öğleden sonra onu ziyarete geldiğinde, Defne’nin solgun yüzünü ve boş bakışlarını görünce endişelendi.
“Defne? İyi misin? Dün gece…” Aras, sözünü bitiremedi. Defne’nin halinden bir şeyler anladığı belliydi.
Defne, gözlerini Aras’a çevirdi. Dudaklarının kenarı hafifçe titredi. “Aras, sen bana güveniyorsun değil mi?”
Aras şaşırdı. “Elbette Defne. Neden sordun ki?”
“Çünkü…” Defne derin bir nefes aldı. Elindeki kırık kolyenin parçalarını gösterdi. “Dün gece Rüzgar’la ilgili bir şeyler oldu. Selin… Selin bana tehditler savurdu. Ve Rüzgar’ın bana verdiği bu kolye…” Ses tonu yavaşça değişti, kararlılıkla doldu. “Rüzgar’ın bana anlatmadığı bir sırrı var, değil mi? Ve bu sır, hem Rüzgar’ı hem de beni tehlikeye atıyor.”
Aras’ın gözleri irileşti. Selin’den gelen tehdit haberini duymamıştı. “Selin mi? Ne dedi sana? Rüzgar ne sırrı saklıyor?”
Defne başını salladı. “Bilmiyorum. Ama öğrenmek zorundayım. Ve Rüzgar’dan… Rüzgar’dan artık hiçbir şey beklemiyorum. Kendi başıma halletmeliyim.”
Bu karar, Defne’nin gözlerinde yeni bir ışık yakmıştı. Eski yaraları kanasa da, yıkılmamaya yemin etmişti. Rüzgar’ın sırrını, Selin’in tehdidini ve kendi güvenini yeniden kazanma mücadelesini tek başına verecekti.
“Aras,” dedi kararlılıkla. “Bana yardım etmen gerekiyor. O zarfın içindeki her neyse, onu bulmalıyız. Ve Rüzgar’ın o sırrı neden sakladığını anlamalıyız. Belki de… Belki de Rüzgar bile tam olarak neyle karşı karşıya olduğunu bilmiyordur.”
Aras, Defne’nin bu ani değişiminden hem şaşırmış hem de gururlanmıştı. Onun bu gücü ve azmi, eski günlerini hatırlatıyordu. “Ne yapmamız gerekiyorsa, yanındayım Defne. Sadece söyle.”
Defne, gülümsedi. Bu, zayıflık gülümsemesi değildi. Bu, kararlılık gülümsemesiydi. “Önce, Selin’in Rüzgar’la olan bağını araştırmalıyız. İş ortaklığı mı, yoksa daha fazlası mı? Ve o zarf… Rüzgar o zarfı neden Selin’den almıştı? Yoksa Selin mi vermişti?”
Tam o sırada, Defne’nin telefonuna bir mesaj geldi. Mesajın kimden geldiği bilinmiyordu, sadece bir numara vardı. Mesajda kısa ve net bir ifade yazılıydı: “Rüzgar Demirkan hakkında bilmeniz gerekenler, yarın sabah saat on ikide, Galata Kulesi’nin altındaki eski kitabevinde.”
Defne, mesajı okuduktan sonra Aras’a baktı. Yüzünde hem merak hem de bir endişe vardı. Bu mesaj, kimden gelmişti? Selin miydi? Yoksa Rüzgar’ın sırrıyla ilgili başka birileri mi vardı? Bu bilinmezlik, yeni bir maceranın başlangıcı mıydı, yoksa daha büyük bir tuzak mı?
“Ne dersin Aras?” dedi Defne, gözleri mesajdaki adrese kilitlenmişti. “Gidelim mi?”
Aras, tereddüt etmeden başını salladı. “Her zaman.”
Defne, pencereden dışarıdaki gri İstanbul gökyüzüne baktı. Kırık bir zincirin intikamı, bir yeminle başlamıştı. Ama bu yemin onu nereye götürecekti, kim bilir?