Gizli Bahçede Buluşma
Chapter 1 — Gizli Bahçede Buluşma
Gizlice çekilmiş bir fotoğrafın titrek ekranında beliren yüzü, tüm hayatımı değiştireceğini o an bilmiyordum. Dudakları aralıktı, sanki söylenmemiş bir sırrı fısıldayacak gibiydi. Gözleri... Gözleri, İstanbul Boğazı'nın en derin maviliğini taşıyordu ve bana bakıyordu.
Ben, Melek Erdoğan. Ankara'nın gri beton duvarları arasında, babamın avukatlık bürosunda staj yaparak geçen sıkıcı hayatıma hapsolmuş, sıradan bir genç kızdım. Ta ki o fotoğrafa denk gelene kadar. Fotoğraf, babamın en önemli müvekkillerinden, ülkenin en zengin ve güçlü ailelerinden birinin veliahtı, yakışıklı ve gizemli Erdoğan Savaşçı'ya aitti.
Erdoğan Savaşçı. İsmi bile bir efsaneydi. Hakkında türlü türlü dedikodular dolaşırdı. Bazıları onun acımasız bir iş adamı olduğunu, bazıları ise hayır işlerine gizlice destek veren bir melek olduğunu söylerdi. Ortak nokta ise, onun ulaşılmaz olduğuydu.
Babam, Erdoğan Savaşçı'nın babası, Altan Savaşçı'nın uzun yıllardır avukatlığını yapıyordu. Altan Bey, eski kafalı, otoriter bir adamdı. Aile geleneklerine sıkı sıkıya bağlıydı ve oğlunun hayatını kendi çizdiği yolda ilerlemesini istiyordu. Erdoğan'in, ailesinin seçtiği, sosyeteden bir kadınla evlenmesi bekleniyordu.
Bir gün, babam beni Altan Bey'in malikanesine götürmek zorunda kaldı. Önemli bir evrakı imzalatması gerekiyordu ve ben de ona eşlik ettim. Malikaneye adım attığım anda, başka bir dünyaya girmiş gibi hissettim. Yemyeşil bir bahçe, antika mobilyalarla döşenmiş gösterişli odalar ve her köşede hissedilen yoğun bir güç...
Altan Bey bizi sıcak bir şekilde karşıladı, ama bakışlarındaki soğukluk beni ürpertmeye yetti. Babamla iş konuşurken, ben de etrafı incelemeye koyuldum. Bir duvarda, Erdoğan'in çocukluk fotoğrafını gördüm. O zaman bile, o derin ve anlamlı bakışlara sahipti.
Birden, arkamdan bir ses duydum. "Beğendin mi?" Sesin sahibi, ta kendisiydi. Erdoğan Savaşçı. Karşımda, fotoğraftakinden çok daha etkileyici bir şekilde duruyordu. Uzun boyu, geniş omuzları ve kusursuz yüz hatlarıyla adeta bir heykeli andırıyordu.
"Şey... Evet, çok güzel bir fotoğraf," diye kekeledim. Utancımdan yerin dibine geçmek istiyordum.
Gözleri benimkilerle kesişti. O anda, sanki zaman durdu. Etrafımızdaki her şey silindi ve sadece ikimiz kaldık. Gözlerinde bir şey gördüm. Bir arzu, bir merak, belki de bir umut...
"Melek, değil mi? Babanın stajyeri olduğunu duydum," dedi, sesi beklenmedik derecede yumuşaktı.
"Evet, Melek Erdoğan," diye cevap verdim.
O an, Altan Bey'in öksürük sesiyle irkildik. Erdoğan, babasına döndü ve buz gibi bir ses tonuyla, "Baba, Melek Hanım'la tanışıyordum," dedi.
Altan Bey, bana tepeden tırnağa baktı ve memnuniyetsiz bir şekilde homurdandı. "Erdoğan, boş işlerle uğraşma. Unutma, akşam yemeği var."
Erdoğan'in yüzünde bir gölge belirdi. "Unutmadım," diye cevapladı kısaca. Sonra bana döndü ve fısıldadı: "Akşam yemeğinden sonra bahçede olacağım."
O an, kalbim deli gibi atmaya başladı. Akşam yemeği... Ailesinin seçtiği kadınla tanışacağı o önemli akşam yemeği. Neden beni bahçeye çağırıyordu ki? Bu, bir davet miydi? Yoksa bir uyarı mı? Kafam karmakarışıktı. Ama içimde, engel olamadığım bir heyecan vardı. Yasak bir bahçeye doğru çekiliyordum ve bunun sonuçlarının ne olacağını bilmiyordum. Akşam yemeği bitmek bilmiyordu sanki. Erdoğan’in sözleri kulaklarımda çınlıyordu: “Akşam yemeğinden sonra bahçede olacağım.” Saatler geçmek bilmiyor, sabırsızlığım dayanılmaz bir hal alıyordu. Nihayet, yemeğin sonuna doğru, Altan Bey’in dikkati dağıldığı bir anda, bahçeye doğru sessizce süzüldüm. Karanlıkta, onu bekliyordum. Yaklaşan ayak sesleri duyduğumda, nefesim kesildi. Ancak, köşeden çıkan Erdoğan değildi. Altan Bey’in sert bakışları beni karşıladı. “Ne arıyorsun burada?” diye gürledi. “Erdoğan seni mi çağırdı?”