Gece Kanatları Altında Fısıltılar
Chapter 1 — Gece Kanatları Altında Fısıltılar
Kızıl ayın altında, taş duvarlar arasında bir fısıltı yankılandı. Islık çalan rüzgar, eski bir lanetin habercisiydi sanki. Yüzyıllardır süren bir savaşın ortasında, ben, Lysander, bu lanetin en karanlık meyvesiydim.
Doğu Avrupa'nın derinliklerinde, Karpat Dağları'nın eteklerinde, kadim bir kale yükseliyordu. Burası, atalarımın kanıyla sulanmış topraklardı. Valachia Krallığı, bir zamanlar kudretli vampir soylularının hüküm sürdüğü bir diyardı. Ama şimdi, krallık düşmüştü. İnsan avcıları, Gümüş Şafak Tarikatı, karanlığın çocuklarını yok etmek için amansız bir şekilde avlıyordu bizi.
Ben, Lysander Draculesti, son soylu vampirlerden biriydim. Ailem, yüzyıllardır bu toprakları korumuş, insanlarla vampirler arasında bir denge sağlamaya çalışmıştı. Ama Gümüş Şafak'ın acımasızlığı, her şeyi değiştirmişti. Kalelerimiz yakılmış, ailem katledilmişti. Ben ise, hayatta kalmayı başarmıştım, ama ruhum yaralıydı.
Gece çöktüğünde, kalenin en yüksek kulesine çıktım. Aşağıda, sisli vadiler uzanıyordu. Ay ışığı, toprağı gümüş bir örtü gibi kaplamıştı. Ama bu güzelliğin altında, ölüm ve yıkım gizliydi. Gümüş Şafak'ın ajanları, her yerdeydi. Her an, bir tuzak kurulabilirdi.
Kan susuzluğum dayanılmaz bir hal almıştı. Yüzyıllardır insan kanıyla beslenmemiştim. Atalarım, insanlarla bir antlaşma yapmıştı. Sadece gönüllülerin kanını alacaktık. Ama Gümüş Şafak, bu antlaşmayı bozmuştu. Artık insanlara güvenmek mümkün değildi.
Bir gölge belirdi. Karanlıktan sıyrılan bir figür, yavaşça bana doğru yaklaştı. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Bir avcı mıydı? Yoksa başka bir şey mi?
Figür yaklaştıkça, yüzü ay ışığında belirdi. Uzun, siyah saçları vardı. Gözleri, gece kadar karanlıktı. Ve dudaklarında, hafif bir tebessüm vardı.
"Lysander Draculesti," dedi kadın. Sesi, ipek gibiydi. "Seni uzun zamandır bekliyordum."
"Sen kimsin?" diye sordum. Sesim, beklenmedik bir şekilde titrek çıkmıştı.
"Ben, Lilith," dedi kadın. "Ve sana yardım etmek için geldim."
Lilith'in kim olduğunu bilmiyordum. Ama içimde, ona karşı garip bir çekim hissediyordum. Sanki onu yüzyıllardır tanıyormuşum gibiydi.
"Yardım mı?" diye sordum. "Nasıl yardım edebilirsin?"
"Gümüş Şafak'ı yok etmene yardım edebilirim," dedi Lilith. "Ve krallığını geri almana."
Bu sözler, kalbime bir umut ışığı gibi düşmüştü. Ama aynı zamanda, bir şüphe de vardı içimde. Lilith'e güvenebilir miydim?
"Neden yardım etmek istiyorsun?" diye sordum.
Lilith gülümsedi. Bu gülümseme, hem çekici hem de tehlikeliydi.
"Çünkü," dedi, "senin kaderin, benim kaderimle bağlantılı."
Lilith, bana doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe, kapanmıştı. Göz göze geldik. Gözlerinde, bir tutku ve arzu alevi yanıyordu.
"Sana her şeyi anlatacağım," dedi Lilith. "Ama önce, bana güvenmelisin."
Ne yapacağımı bilmiyordum. Lilith'e güvenmeli miydim? Yoksa onu Gümüş Şafak'a mı teslim etmeliydim?
Bir an tereddüt ettim. Sonra, bir karar verdim. Kaybedecek bir şeyim yoktu.
"Sana güveniyorum," dedim.
Lilith gülümsedi. Sonra, dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Öpücüğü, ateş gibiydi. Tüm vücudumu yakıyordu. Daha önce hiç böyle bir şey hissetmemiştim.
Öpücük sürerken, Lilith'in elleri boynuma doğru kaydı. Tırnakları, tenimi çizdi. Bir acı hissettim. Ama bu acı, aynı zamanda bir zevkti.
Sonra, Lilith'in dişleri boynuma gömüldü.
Bir çığlık attım. Ama sesim, gecenin karanlığında kayboldu.
Kanım, Lilith'in ağzına akmaya başladı. Vücudum, titriyordu. Gücüm, tükeniyordu.
Ölmek üzere olduğumu düşündüm. Ama sonra, garip bir şey oldu.
Lilith'in kanı, benim kanımla karıştı. Ve içimde, yeni bir güç uyandı.
Yeniden doğuyordum.
Gözlerimi açtığımda, Lilith'in yüzünü gördüm. Gülümsüyordu.
"Artık," dedi, "birimizdensin."
O gece, Lysander Draculesti öldü. Yerine, yeni bir varlık doğdu. Bir vampir ve bir iblisin melezi. Güçlü ve acımasız.
Lilith, beni kalenin derinliklerine götürdü. Orada, yüzyıllardır saklanan sırları gösterdi bana. Vampirlerin gerçek tarihini, Gümüş Şafak'ın kökenlerini ve kendi kaderimi öğrendim.
Ve öğrendim ki, Lilith sadece bir kurtarıcı değil, aynı zamanda bir baştan çıkarıcıydı. Onunla birlikte, karanlığın en derinlerine inecektim. Ve bu yolculukta, her şeyimi kaybedebilirdim.
Günler geçti, geceler sürdü. Lilith, beni eğitti. Bana, vampir güçlerimi nasıl kullanacağımı öğretti. Ve bana, Gümüş Şafak'ı nasıl yok edeceğimi gösterdi.
Birlikte, insan avcılarına karşı savaşmaya başladık. Kalelerimizi geri aldık, topraklarımızı savunduk. Ve her geçen gün, daha da güçlendik.
Ama zaferlerimiz, bir bedel ödemeyi gerektiriyordu. Her öldürdüğümüz insan avcısıyla, ruhumuz biraz daha kararıyordu.
Lilith ve ben, giderek daha da birbirimize bağlandık. Aramızdaki çekim, dayanılmaz bir hal almıştı. Ama bu çekimin altında, bir tehlike gizliydi. Çünkü Lilith, sırlarla doluydu. Ve ben, onun gerçekte kim olduğunu bilmiyordum.
Bir gece, Lilith beni karanlık bir ormana götürdü. Orada, eski bir tapınak kalıntısı vardı. Tapınağın içinde, kanla yazılmış bir kitap bulduk.
"Bu," dedi Lilith, "Kaybedilmiş Sırlar Kitabı."
Kitabı açtım ve okumaya başladım. Kitapta, vampirlerin kökenleri anlatılıyordu. Ve Lilith'in gerçek kimliği.
Öğrendim ki, Lilith Adem'in ilk karısıydı. Tanrı tarafından yaratılmış, ama Adem'e itaat etmeyi reddetmişti. Bu yüzden, cennetten kovulmuş ve bir iblise dönüşmüştü.
Ve Lilith, intikam almak için geri dönmüştü. İnsanlığı yok etmek ve dünyayı karanlığa sürüklemek istiyordu.
"Neden bana bunu söylemedin?" diye sordum Lilith'e.
"Çünkü," dedi Lilith, "senin bana inanmanı istedim."
"Ama ben sana nasıl güvenebilirim?" diye sordum.
Lilith gülümsedi. Sonra, bana doğru bir adım attı.
"Bana güvenmek zorunda değilsin," dedi Lilith. "Sadece beni arzula."
Lilith'in sözleri, kalbime bir ok gibi saplandı. Onu hem seviyor hem de nefret ediyordum.
Ne yapacağımı bilmiyordum. Lilith'i durdurmalı mıydım? Yoksa onunla birlikte karanlığa mı sürüklenmeliydim?
O anda, ormanın derinliklerinden bir ses duyuldu. Bir uluma. Ama bu, bir kurt uluması değildi.
Bu, bir avcı ulumasıydı.
Gümüş Şafak Tarikatı bizi bulmuştu.
Ve bu sefer, kaçacak hiçbir yerimiz yoktu.