Gözlerindeki Cehennem

Chapter 1 — Gözlerindeki Cehennem

Kan lekesi, ipek halının üzerinde, gecenin karanlığına meydan okuyan bir kızıllıkla parlıyordu. Defne, titreyen elleriyle elindeki antika tabancayı sıkıca kavradı. Birkaç dakika önce, bu tabancadan çıkan kurşun, hayatını sonsuza dek değiştirecek bir adamın, karanlık bir dünyanın acımasız lideri Demir Altan'ın kalbine saplanmıştı.

İstanbul'un en lüks semtlerinden birinde, Boğaz'a nazır ihtişamlı bir yalıda büyümüştü Defne. Hayatı, zenginlik ve ayrıcalık içinde geçmişti, ama bu gece, kader onu hiç tanımadığı bir arenaya sürüklemişti: Mafyanın kanlı ve tehlikeli dünyasına. Babasının iş ortaklığı yüzünden Demir Altan'la tanışmış, ilk görüşte aralarında tarifsiz bir çekim oluşmuştu. Demir, sert ve acımasızdı, ama Defne'ye karşı bambaşka bir yüzünü gösteriyordu. Ona çiçekler gönderiyor, gizli buluşmalar ayarlıyor ve kalbini çalmak için her şeyi yapıyordu.

Ancak, Defne'nin bilmediği bir şey vardı: Demir, sadece bir iş adamı değil, aynı zamanda İstanbul'un en güçlü mafya liderlerinden biriydi. Bu gerçeği öğrendiğinde, dünyası başına yıkılmıştı. Demir'den uzak durmaya çalışmış, ama onun cazibesine karşı koyamamıştı. İlişkileri, tutku ve tehlike arasında gidip geliyordu. Bir yandan Demir'e delicesine aşık olmuş, diğer yandan onun karanlık dünyasından korkuyordu.

Bu gece, her şey değişti. Demir, Defne'yi yalıya çağırmış, ona hayatının en büyük sırrını açıklamıştı: Rakip bir mafya grubu, onu öldürmek için plan yapıyordu. Demir, Defne'den yardım istemiş, ona güvendiğini ve onu korumak için her şeyi yapacağını söylemişti. Defne, ne yapacağını bilemez bir haldeyken, Demir'in düşmanları yalıyı basmıştı. Çatışma sırasında, Demir yaralanmış ve Defne, kendini korumak için eline geçirdiği tabancayı ateşlemişti. Kurşun, Demir'e isabet etmişti.

Şimdi, kanlar içinde yerde yatan Demir'e bakarken, Defne'nin aklı karmakarışıktı. Onu öldürmek istememişti, sadece kendini korumak istemişti. Ama şimdi, hem bir katil, hem de mafyanın hedefi haline gelmişti. Ne yapacağını bilmiyordu, kime güveneceğini bilmiyordu. Tek bildiği, hayatının sonsuza dek değiştiğiydi.

Kapının kırılma sesiyle irkildi. Dışarıdan gelen sert adımlar, yaklaşan tehlikenin habercisiydi. Defne, tabancayı sıkıca kavradı ve karanlığa doğru baktı. Demir'in adamları, intikam almak için geliyordu. Ama Defne, teslim olmaya niyetli değildi. Hayatta kalmak için savaşacaktı. Gözlerindeki çaresizlik, yerini kararlılığa bırakmıştı. Belki de, bu karanlık dünyada hayatta kalmanın tek yolu, karanlığın ta kendisi olmaktı.

"Kim var orada?" diye bağırdı, sesi titrek ama kararlıydı. Cevap gecikmedi. Sert bir erkek sesi, karanlıkta yankılandı: "Defne Hanım, dışarı çıkın. Sizinle konuşmamız gerekiyor."

Defne, tabancayı daha sıkı kavradı. Demir'in adamları, onu öldürmek için mi gelmişlerdi, yoksa ona yardım mı edeceklerdi? Bunu öğrenmenin tek yolu, dışarı çıkmaktı. Derin bir nefes aldı ve kapıya doğru yürüdü. Elini kapı koluna uzattığı anda, kapı şiddetle açıldı ve içeriye bir gölge girdi. Gölge, elindeki silahı Defne'ye doğrulttu. "Demir için geldik," dedi gölge, sesi buz gibiydi. "Ve seni de yanımızda götüreceğiz."

Defne, donup kaldı. Ölümle burun burunaydı. Ama gözlerinde, ne korku, ne de pişmanlık vardı. Sadece, merak... Gölgenin kim olduğunu merak ediyordu. Ve Demir'in, ona bu kadar çok güvenmesinin sebebini...