Gözlerindeki Cehennem
Chapter 2 — Kızıl İzler Bırakan Gecenin Sabahı
Sabahın ilk ışıkları, Boğaz'ın hırçın sularını aydınlatırken, yalıdaki kaosun dumanı henüz dağılmamıştı. Dün gece yaşananlar, Defne'nin zihninde bulanık bir kabus gibi dönüyordu. Demir'in gözlerindeki son ifade, bir anlık şaşkınlık ve ardından gelen boşluk… Bir cinayet. Kendi elleriyle işlenmiş bir cinayet. Kapıdaki zorla girişin izleri, kırık cam parçaları ve yerlerde sürüklenmiş mobilyalar, gecenin vahşetinin sessiz tanıklarıydı. Defne, perdenin kenarından dışarıyı gözledi. Güneşin ilk ışıkları, denizin üzerindeki yağmur damlalarıyla birlikte parlıyor, ancak bu manzara yüreğindeki soğukluğu gidermeye yetmiyordu. Her köşede Demir'in adamlarının gölgeleri beliriyordu sanki. Nefes almak bile zordu, her nefes alışında boğazına acı bir düğüm oturuyordu.
Kendi kendine fısıldadı, sesi titrek ve güçsüzdü: “Ne yaptım ben?”
Duvarın dibine çöktü, dizlerini kendine çekti. Gözleri boşlukta geziniyordu. Demir… O, hayatının anlamıydı. Onunla kurduğu her hayal, şimdi kan ve gözyaşıyla lekelenmişti. Yalıdaki korumalar, dün gecenin dehşetinden sonra ne yapacaklarını bilemez haldeydiler. Birkaçının yüzünde korku, bazılarında ise acımasız bir kararlılık okunuyordu. Demir'in güvendiği sağ kolu, sert yüz hatlarına sahip, soğuk bakışlı bir adam olan Vural, odanın ortasında durmuş, etrafı tarıyordu. Yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yoktu.
“Kadın nerede?” diye sordu, sesi buz gibiydi.
Korumalardan biri kekeleyerek, “Kaçmış olmalı, Vural abi. Her yeri aradık,” dedi.
Vural, gözlerini duvara hapsettiği Defne’ye dikti. Defne, bir an için nefesini tuttu. Yakalanmak… Bu, ölümden beter olurdu. Demir'in ailesinin gazabından, mafyanın acımasızlığından kaçış yoktu. Vural’ın gözlerindeki anlamı çözmeye çalıştı. Bir anlık bir tereddüt müydü o parıldayan koyu gözlerde? Yoksa sadece yorgunluğun bir yansıması mı?
Vural, elini kaldırdı ve kapıya doğru yürüdü. “Tüm çıkışları kontrol edin. Kimse buradan girmeyecek, kimse buradan çıkmayacak. Kadın bulunacak,” dedi ve odadan çıktı.
Defne, Vural’ın gidişiyle biraz olsun rahat bir nefes aldı. Ama bu rahatlama uzun sürmedi. Vural'ın bakışlarındaki o anlık tereddüt, zihnini kurcalamaya başlamıştı. Demir'in gözlerindeki o ifade… Acaba Vural da Demir’in Defne’ye duyduğu sevgiyi biliyor muydu? Yoksa bu, Demir’in kendi adamlarına karşı bir hamlesi miydi? Yalıdaki herkes, Demir'in ölümünden habersizdi. Onlar için Demir hala yaşıyordu ve bu ölüm, birileri tarafından örtbas edilmek zorundaydı. Ve bu örtbasın en kolay yolu, günah keçisi ilan edilecek birini bulmaktı.
Birden kapı yeniden açıldı. Bu sefer Vural yoktu. Yerine, Demir’in en sadık ama aynı zamanda en acımasız adamlarından biri olan Kaya, elinde bir silahla içeri girdi. Kaya’nın yüzündeki vahşi gülümseme, Defne’nin kanını dondurdu.
“Demir abi seni merak ediyordu, güzelim,” dedi, sesi alaycı bir tonda. “Ama sanırım artık biraz geç kalmışız…”
Kaya’nın gözleri, Defne'nin üzerindeki kan lekelerine takıldı. Yüzündeki gülümseme daha da genişledi. Silahın namlusunu Defne’ye doğru çevirdi. “Demir abinin en sevdiği oyuncağı, şimdi bana mı kaldı?”
Defne, dehşet içinde geri geri gitmeye başladı. Duvarda sırtı duydu. Kaçacak yeri kalmamıştı. Kaya’nın adımları ona yaklaşıyordu, her adımı birer ölüm çağrısı gibiydi. Silahın soğuk metali, Defne’nin zihninde yankılanıyordu. Bu sefer kaçış yoktu. Demir’in ölümü, onun sonunu da getirecekti. Tam Kaya tetiği çekecekken, kapı tekrar şiddetle açıldı ve içeriye bambaşka bir grup insan daldı. Bunlar Demir’in adamları değildi. Üzerlerinde siyah takım elbiseler ve yüzlerinde buz gibi bir ifade vardı. Liderleri, uzun boylu, sert çeneli bir adam, gözlerini Defne’ye ve Kaya’ya dikti.
“Bu oyun burada bitti, Kaya,” dedi, sesi emir verir gibiydi. “Şimdi ikiniz de bizimle geliyorsunuz.”
Defne, kim olduklarını anlamaya çalışırken, Kaya şaşkınlıkla adama baktı. “Sen kim oluyorsun da bize emir veriyorsun?”
Liderin dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi. “Biz mi? Biz, bu şehrin yeni efendileriyiz. Ve senin abini kimin öldürdüğünü biliyoruz.”