Balerin ve Çiçekçi

Chapter 2 — Mor Salkımın Gölgesinde

Telefonu kapattıktan sonra Elif, ellerinin titrediğini fark etti. Demir'in adı, buz tutmuş kalbinin derinliklerindeki sızıyı tekrar harekete geçirmişti. O gün, o kaza... Her şey o günden sonra başlamıştı. Balenin o büyülü dünyası, ayaklarının altından kayıp gitmişti. Şimdi ise, o dünyanın en acı hatırası, hayatına geri dönüyordu.

Sabaha kadar uyuyamadı. Yatağında dönüp durdu, anılar sel gibi üzerine akıyordu. Demir'le ilk tanışmaları, Boğaz'ın kıyısında paylaştıkları o ilk öpücük, hayallerini kurdukları gelecek... Hepsi rüzgârda savrulan yapraklar gibi dağılmıştı. Demir Arslan. O adam, onun için hem cennet hem de cehennemdi. O holding binası, onun için sadece bir bina değil, aynı zamanda geçmişin ve geleceğin kesiştiği, kaderinin tekrar çizileceği bir yerdi.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yataktan fırladı. Aynada kendine baktı. Gözlerinin altındaki mor halkalar, uykusuzluğun ve yılların yorgunluğunun izlerini taşıyordu. O eski balerin Elif gitmiş, yerine kırılgan ama dimdik durmaya çalışan bir çiçekçi kadın gelmişti. Yine de, içinde bir yerlerde o eski ateşin korları hala yanıyordu.

Sabırsızlıkla hazırlandı. En sevdiği, koyu mor renkteki elbisesini giydi. Elbisinin rengi, dükkanının önündeki mor salkım ağacını anımsatıyordu; hem zarif hem de biraz hüzünlü. Çiçekçi dükkanına uğrayıp, en taze gülleri özenle seçti. Kırmızı güller... Demir'e verecek miydi? Yoksa bu bir veda buketinin habercisi mi olacaktı?

Saat on bire yaklaşırken, Demir Arslan Holding'in görkemli binasının önünde durdu. Boğaz'ın serin esintisi yüzünü okşarken derin bir nefes aldı. İçeri girdiğinde, lüks ve soğukluğun hakim olduğu bir lobiyle karşılaştı. Resepsiyondaki görevli, onu gülümseyerek karşıladı. "Elif Hanım, Demir Bey sizi bekliyor. Asansörle on ikinci kata çıkabilirsiniz."

Kalbi ağzında atarak asansöre bindi. Her kat çıktığında, geçmişten bir anı canlanıyordu zihninde. On ikinci kata ulaştığında, geniş ve aydınlık bir ofisin kapısında durdu. Kapı açıktı. İçeriden gelen derin ve tanıdık ses, onun geldiğini haber veriyordu.

"Elif... Geldiğini biliyordum."

Elif yavaşça içeri adım attı. Gözleri, pencere kenarında, arkası dönük bir adama takıldı. Omuzları, o duruşu... Bu Demir'di. Yıllar onu değiştirmiş ama o karizmasını hiç kaybetmemişti. Elif'in nefesi kesildi. Demir ona doğru döndü. Göz göze geldiklerinde, zaman durdu. Demir'in gözlerinde, Elif'in hatırladığı o tanıdık sıcaklık yerine, buz gibi bir ifade vardı. O buzun ardında ise, okunması güç bir fırtına gizleniyordu.

"Demir..." diye fısıldadı Elif, sesi zar zor duyuluyordu. "Beni neden çağırdın?"

Demir'in dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi, ama bu tebessüm gözlerine ulaşmadı. "Sana geri döndüğümü söylemek için, Elif. Ve senden bir şey istemek için..."