Beş Yıl Sonra

Chapter 3 — Deniz Fenerinin Gölgesinde

Boğaz'ın serin esintisi Defne'nin yüzünü okşarken, elindeki kahve fincanını dudaklarına götürdü. Rüzgar'ın o günkü sözleri kulaklarında çınlıyordu. 'İkinci bir şans...' Ne kadar tanıdık, ne kadar da acı verici bir yankıydı bu. Gözlerini kapattığında, her şeyi yeniden yaşadığı o anlara döndü: Rüzgar'ın gözlerindeki pişmanlık ifadesi, ardından beliriveren o esrarengiz kadın, Selin... Günlükteki satırlar da içini kemiriyordu. Selin'in Rüzgar'ın hayatındaki yeri neydi? Sadece bir iş ortağı mıydı, yoksa daha fazlası mı? Aras'ın onu koruma isteği ise içten içe onu rahatlatıyordu ama Rüzgar'ın gölgesi her zamankinden daha yoğundu.

Birkaç gün sonra, Defne'nin dairesinde telefon çaldı. Arayan Aras'tı. "Defne, yarın akşam için bir teklif var. Uluslararası bir sanat festivali için büyük bir konser serisi düzenleniyor. Senin için harika bir fırsat olabilir." Defne'nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Bu, uzun zamandır beklediği şeydi. İstanbul'a dönmesinin asıl amacı buydu; sahnelere geri dönmek, müziğiyle yeniden nefes almak.

"Harika olur Aras! Ne zaman, nerede?" diye sordu heyecanla.

"Yarın akşam, Boğaz kenarında, eski bir deniz fenerinin restore edildiği özel bir mekanda. Festivalin açılış galası. Geri sayım başlamış durumda." Aras'ın sesi neşeliydi. Defne de aynı neşeyi hissediyordu. Bu konser, hem kariyeri için büyük bir adım olacak hem de belki de Rüzgar'dan uzaklaşmak için bir fırsat sunacaktı.

Ertesi akşam, Defne, Aras ile birlikte o özel mekâna geldi. Boğaz'ın ışıkları denizde dans ediyor, uzaklardan geçen gemilerin siren sesleri uzak bir melodi gibi duyuluyordu. Eski deniz feneri, modernize edilmiş haliyle büyüleyici bir atmosfere sahipti. İçeride davetliler yavaş yavaş toplanıyordu. Defne, sahneye çıkmak için hazırlanırken, kulakları yan taraftan gelen bir konuşmaya takıldı. Rüzgar'ın sesiydi bu. Yanında da Selin vardı. Defne duraksadı. Oraya gitmemeliydi, ama merakına yenik düştü. Kapının aralığından içeri baktı.

Rüzgar, Selin'e dönmüş, yüzünde daha önce hiç görmediği bir ciddiyetle konuşuyordu. "Selin, bunu artık daha fazla saklayamayız. Defne'nin bilmesi gerekiyor. O güne dair her şeyi ona anlatmalıyım." Selin'in yüzündeki alaycı ifade kaybolmuş, yerine endişeli bir bakış gelmişti. "Rüzgar, emin misin? Bu onun için çok ağır olabilir. Hatta ilişkimizi bile bitirebilir."

Defne'nin nefesi kesildi. Ne 'o gün'? Hangi 'o gün'? Ve 'ilişkimiz' derken kimi kastediyorlardı? Kalbi göğüs kafesini delip fırlayacak gibiydi. Rüzgar'ın elini tuttu Selin. "Ne olursa olsun, artık doğruyu söyleme zamanı geldi. Defne benim için her şey demek."

Defne daha fazla dayanamadı. Arkasını dönüp hızla oradan uzaklaştı. Gözleri dolmuştu. Bu akşamın bir kutlama gecesi olacağını düşünmüştü, oysa şimdi kendini bilmediği bir girdabın içinde bulmuştu. Sahneye çıkması gerekiyordu, ama ayakları onu taşımaz hale gelmişti. Rüzgar'ın o gün anlatmak istediği şey neydi? Selin'in yüzündeki o ifade ne anlama geliyordu? Ve Rüzgar'ın 'Defne benim için her şey demek' sözleri gerçek miydi, yoksa sadece bir oyunun parçası mıydı? Sahne ışıkları gözünü kamaştırdı, kalbi ise korku ve belirsizlikle dolup taşıyordu.

Tam o sırada, salonun kapısı açıldı ve Rüzgar içeri girdi. Gözleri kalabalıkta Defne'yi arıyordu. Defne'nin nefesi yeniden kesildi. Onu bu halde mi görecekti? Rüzgar'ın gözleri onu bulduğunda, yüzündeki ifade dondu kaldı. Defne'nin gözlerindeki acıyı ve şaşkınlığı görmüştü. Bir adım daha attı, sanki yanına gelmek istiyordu ama salonun ortasında durmuş, gözleri Defne'den ayrılmıyordu. Defne ise ne yapacağını bilemez halde, sahneye çağrılmak üzere bekliyordu. Rüzgar'ın nihayet yanına gelip, o korkunç gerçeği yüzüne vuracağı anın dehşetiyle irkildi.