Beş Yıl Sonra
Chapter 4 — Perdeler Arasındaki Fısıltılar
Sahne ışıkları gözlerini kamaştırıyordu ama Defne'nin zihnini daha çok işitmiş olduğu fısıltılar dolduruyordu. Rüzgar'ın sesi, ince bir iplik gibi boğazını sıkıyordu. 'Anlatmam gereken bir şey var, Defne. Selin ile olan ilişkimiz... düşündüğün gibi değil.' Gözleri salonun loşluğunda, tam da onun orada, sessiz bir yargıç gibi oturuyordu. Ne zamandan beri oradaydı? Aras'ın onu sahneye davet etmesiyle mi? Yoksa daha önce mi? Kemanı elinde buz gibiydi, sanki ruhu da onun gibi donmuştu. Seyircinin alkışları uzaktan gelen, boğuk bir uğultudan ibaretti. Sahnede, hayatının en önemli anlarından birinde, zihni geçmişin ve şimdinin karmaşasında kaybolmuştu.
Aras, endişeyle Defne'ye yaklaştı. 'Defne? İyi misin? Senin sıran.' Sesi, sanki suyun altından geliyormuş gibi geliyordu. Defne, derin bir nefes aldı, zorlanarak. Kemanın yayını tutan eli titriyordu. Gözlerini kapatıp, o anı zihninden silmeye çalıştı. Rüzgar'ın sözleri, Selin'in o samimi gülüşü, geçmişin tortuları... hepsi bir girdap gibi onu içine çekiyordu. Sahneye adımını attığında, kalbi göğüs kafesini delip fırlayacak gibiydi. Işıklar üzerindeydi şimdi. Kemanı dudağına götürdü. İlk notayı çalmaya başladığında, sesi titrek çıktı. Seyircinin yüzleri bulanıktı, ama bir yüz netti: Rüzgar'ın yüzü. Sol tarafta, ilk sıralarda, gözleri sadece onu izliyordu. O an, sanki salonda sadece ikisi vardı. Konserin her notası, dile getiremediği bir feryat, bir isyan, bir özlem taşıyordu.
Bir saat sonra, konser sona ermişti. Ayakta alkışlar arasında Defne, titreyen dizleriyle sahneden indi. Aras hemen yanına geldi, koluna girdi. 'Harikaydın! Kimse bir şey fark etmedi.' Ama Defne biliyordu, birileri fark etmişti. Özellikle Rüzgar. Konserin sonunda, kalabalığın arasında ona doğru ilerlediğini görmüştü. Gözlerinde ne okuması gerektiğini bilmiyordu. Pişmanlık mı? Belki de bir tür zafer? Kemanını kutusuna yerleştirirken, Aras ona bir bardak su uzattı. 'Şimdi ne olacak? Bu gece senin için önemli bir geceydi, Defne. Ama anlaşılan o geçmiş peşini bırakmayacak.'
Defne, suyu dudaklarına götürdü. 'Aras, ben... ben ne yapacağımı bilmiyorum. Rüzgar'ın sırrı ne olursa olsun, bu kadar açık bir şekilde ortada olması beni korkutuyor. Ya söyledikleri doğruysa ve Selin'in durumu sandığım gibi değilse? Ya da ya doğru değilse?' Gözleri salona doğru kaydı. Kalabalık dağılmış, sadece birkaç kişi kalmıştı. Aralarında Rüzgar da vardı. Selin onun yanında duruyordu, ama bu sefer aralarında bir mesafe vardı. Defne'nin bakışlarını fark eden Rüzgar, hafifçe başını salladı. Bu bir davet miydi? Bir meydan okuma mı?
Aras, Defne'nin düşüncelerini böldü. 'Sanırım onu dinlemelisin. Bu durum seni kemirip duracak.' Defne tereddüt etti. Rüzgar'ın yanına gitmek, o sırla yüzleşmek demekti. Ama gitmemek, belirsizliğin içinde kaybolmak demekti. Bu kadar acı çektikten sonra, tekrar incinme riskini alabilir miydi? Kemerini çözdü, keman kutusunu sıkıca kavradı. 'Haklısın Aras. Gitmeliyim.'
Sahneden inerken, adımları emin ama kalbi hızla çarpıyordu. Rüzgar'a doğru ilerledi. Seyirciler arasında bir yol açarak ilerlerken, Selin'in yüzündeki ifadeyi yakaladı. Endişeli miydi? Yoksa bir tür umutsuzluk mu? Rüzgar tam önünde duruyordu. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı. Defne'nin gözlerinin içine baktı. 'Konuşabilir miyiz?' diye sordu Rüzgar'ın sesi, fısıltı gibiydi. Defne başıyla onayladı. Tam o sırada, Selin öne çıktı. Elinde bir zarf vardı. 'Rüzgar,' dedi sesi titreyerek, 'Bu senin. Belki de Defne'ye bunu vermenin zamanı gelmiştir.' Zarfı Rüzgar'a uzattı. Rüzgar tereddütle zarfı aldı. Defne'nin gözleri zarfa takıldı. Üzerinde hiçbir yazı yoktu, sadece solgun, eski bir mühür vardı. Rüzgar, zarfı açmak için parmaklarını götürdüğünde, Defne'nin nefesi kesildi. Bu zarfın içinde ne olabilirdi ki Rüzgar'ın hayatını, belki de onların geçmişini bu kadar değiştirecek olan?