Boğaz'da Bir Gözyaşı

Chapter 2 — Pırlanta Tozu ve Kadife Eldiven

Odanın kapısı hafifçe aralandı ve içeri adımını atan zarif kadın, Leyla'nın nefesini kesmeye yetti. Uzun, ipek bir elbise içinde, kusursuz makyajı ve salınan sarı saçlarıyla adeta bir film yıldızını andırıyordu. Gözleri doğrudan Demir Alkan'a kenetlenmişti, yüzünde ise zafer kazanmış bir kedinin muzip gülümsemesi vardı. Leyla, buz gibi bir elin kalbini sıkıştırdığını hissetti. Bu kadın, Demir'in bahsettiği o 'özel' kişi olmalıydı.

Kadın, Demir'in yanına yürürken zarifçe elini uzattı. Demir, kadının elini alnından öperek sıcak bir şekilde karşıladı. “Canım, gelmen harikaydı,” dedi, sesi her zamanki soğukluğundan eser taşımıyordu. Leyla, bu samimiyete tanık oldukça midesinin kasıldığını hissetti. Evlilik sözleşmesi, önündeki parlak masada bir anda anlamsız bir kağıt yığınına dönüşmüştü.

“Seni beklettim ama…” dedi kadın, gözleri Leyla'ya kaydı. Gözlerindeki küçümseme, bir hançer gibi Leyla'nın içine saplandı. “Bu hanımefendi kim acaba?” diye sordu, sesi tatlı ama altında gizli bir tehdit taşıyordu.

Demir, Leyla'ya dönmeden cevap verdi. “O… Bir ortak. Leyla Hanım, kendisi Alkan Holding’in gelecekteki ortağı.” Kadın, Demir'in cevabıyla kaşlarını hafifçe çattı ama belli etmemeye çalıştı. “Ortak, öyle mi?” dedi, sanki bu durumdan pek hoşnut kalmamıştı. Elini Demir'in koluna doladı, sahiplenici bir tavırla. “Demir, tatlım, bu kadar resmiyet neden? Oturup biraz sohbet etseydik daha iyi olmaz mıydı?”

Leyla, bu sahnede bir yabancı gibi hissediyordu. İmzalaması gereken sözleşme, bu kadının varlığıyla birlikte havada asılı kalmıştı. Ailesinin geleceği, bir an için küçücük bir umut kırıntısı bile taşımıyordu artık. Demir'in gözlerindeki o sıcaklık, sadece bu kadına mıydı? Leyla, yıllarca ailesi için ne fedakarlık yapmıştı; babasının işini kurtarmak için bu evliliği kabul etmişti. Peki ya şimdi? Bu kadının bir gülüşüyle her şey bitecek miydi?

Demir, Leyla'nın yüzündeki solgunluğu fark etmiş gibiydi. Kadına dönerek, “Canım, lütfen bekle beni. Leyla Hanım ile önemli bir iş konuşmamız gerekiyor,” dedi. Kadının yüzü aniden düştü. “Ama Demir, ben…”

“Lütfen,” dedi Demir kararlı bir sesle. Kadın, isteksizce Demir'in kolundan ayrıldı ve kendine bir sandalye çekip oturdu. Gözleri hala Leyla'nın üzerindeydi, sanki onu bir an bile rahat bırakmaya niyeti yoktu.

Leyla, derin bir nefes aldı. Bu oyunda geri çekilmeyecekti. Ailesi için buradaydı ve bu kadının onu durdurmasına izin vermeyecekti. Masaya doğru eğildi ve önündeki sözleşmeyi eline aldı. Kalemi titreyen parmaklarıyla kavradı. Gözleri kararlılıkla parlıyordu. Demir'in başını kaldırıp ona baktığını hissetti ama umursamadı. Yazmaya başladı.

İmzasını atarken, kadının gözlerindeki şaşkınlığı fark etti. Demir ise ifadesiz bir yüzle Leyla'yı izliyordu. Leyla, sözleşmeyi imzaladıktan sonra kağıdı masaya geri bıraktı. İşte, her şey bitmişti. Ailesinin geleceği güvence altına alınmıştı. Geriye sadece bu acımasız evlilik ve Demir'in kalbini kazanma mücadelesi kalmıştı.

Tam ayağa kalkacakken, Demir'in sevgilisi öne atıldı. “Demir’im, biliyorsun bu akşam babanlarla benim yemeğim var. Seni bekliyorlar.” Gözleri Leyla'ya kaydı ve sinsi bir gülümsemeyle ekledi: “Leyla Hanım da gelir, değil mi Demir? Ne de olsa artık ailenin bir parçası olacak.”

Leyla, duydukları karşısında donup kaldı. Daha sözleşmeyi imzalamıştı ve şimdi bu kadın, onu Demir'in ailesiyle tanışmaya davet ediyordu. Demir'in yüzündeki ifadeyi okumak imkansızdı. Leyla, bu daveti kabul etmek zorunda mıydı? Bu, bir tuzak mıydı, yoksa gerçek bir başlangıç mı? Kapıdan içeri süzülen güneş ışığı, Leyla'nın yüzüne vuruyor, gözlerinde bir anlık tereddüt beliriyordu. Bu daveti kabul ederse ne olacaktı?