Boğaz'da Bir Gözyaşı
Chapter 6 — Kırık Camların Yankısı
Demir'in nefes nefese odaya girmesiyle havada buz gibi bir sessizlik oluştu. Leyla, elindeki günlük ve belgelerle olduğu yerde çakılı kalmıştı. Demir'in gözleri önce yerde duran belgelerle, sonra Leyla'nın avucundaki günlüğe takıldı. Yüzündeki öfke, yerini yavaş yavaş soğuk bir dehşete bıraktı. Odanın diğer ucunda, kapı aralığında beliren figür Leyla'nın tüylerini diken diken etti. Elinde telefonla sırıtan Demir'in sevgilisi, bu gergin anı kaydediyordu. Leyla'nın utancı, korkusu ve çaresizliği her karesinde belirgindi. Demir'in sesi, fısıltıdan farksızdı. "Ne halt ettiğini sanıyorsun Leyla?"
Leyla'nın dudakları titredi. Yutkunmaya çalıştı ama boğazı düğümlenmişti. Gözleri Demir'in karanlık gözlerinde takılı kaldı. Ona yalan söylemeyecek, kaçamak cevaplar vermeyecekti. Sadece kendini değil, ailesini de bu evliliğe mecbur kılan anlaşmayı düşünüyordu. "Ben... Ben sadece anlamaya çalışıyordum Demir. Senin ne sakladığını."
Demir bir adım daha yaklaştı. Adımları, yerde dağılmış kağıtların üzerinde sessizce yankılanıyordu. Elini uzattı, ancak Leyla'nın elindeki günlüğe dokunmaya cesaret edemedi. Sanki o kutsal (?) eşya, aralarındaki görünmez ama güçlü bağı temsil ediyordu. "Anlamaya çalışmak mı? Benim özel eşyalarımı mı karıştırıyordun? Bu kadarı da fazla Leyla."
Demir'in sevgilisi, telefonunu indirmeden hafifçe öne çıktı. "Aman canım, ne maceraperest bir gelin adayıymışsın! Demir'in sırlarını çözmeye çalışmak... Çok cesurca. Ama biraz da aptalca değil mi?"
Leyla, sevgilinin iğneleyici sözlerine karşılık vermek istedi ama Demir'in gözlerindeki yoğun ifade onu durdurdu. Demir, sevgilisine döndü. Yüzünde tarif edilemez bir gerginlik vardı. "Sen git buradan. Bu ikimizin meselesi."
Sevgilisi omuz silkti. "Nasıl istersen hayatım. Ama unutma, bu anlar kayıtta."
Kadın arkasını dönüp giderken, kapı yavaşça kapandı. Leyla'nın nefesi tekrar hızlandı. Demir'in sevgilisinin tehdidi havada asılı kalmıştı. Demir'in gözleri tekrar Leyla'ya döndü. Bu sefer öfke yerine, derin bir hayal kırıklığı vardı. "Sana güvenmiştim Leyla."
Bu sözler Leyla'nın kalbine hançer gibi saplandı. Güven... Bu evliliğe adım atarken kaybettiği ilk şeydi. "Güvenmek mi? Sen bana güveniyor muydun Demir? Ailemin şirketini ipotek altına alırken, benimle evlenirken? Bu bir anlaşma Demir. Duygusallık barındırmayan bir anlaşma."
Demir'in yüzü kasıldı. Elini başına götürdü, gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. Kendini topladığı belliydi. Gözlerini açtığında, o soğuk, hesapçı iş adamı persona geri dönmüştü. "Madem öyle... O zaman bu anlaşmanın kurallarına göre hareket edeceksin. Ve bu kurallardan biri de, benim özel hayatıma burnunu sokmamak."
Leyla, elindeki günlüğü sıkıca kavradı. Bu günlüğün içinde ne vardı? Demir'in karanlık sırları mı? Yoksa bu evliliğin perde arkasındaki gerçekler mi? "Bu günlüğü kimseye vermeyeceğim. Ve buradaki belgelerin ne anlama geldiğini de öğreneceğim."
Demir'in dudaklarının kenarı hafifçe kalktı. Bu bir gülümseme değildi, daha çok alaycı bir ifadeydi. "Bunu yapabileceğini sanmıyorum. Çünkü... o günlüğün ilk sayfasına yazdığın ismin, benim için ne kadar önemli olduğunu sana göstereceğim."
Leyla'nın kalbi ağzına geldi. İsmi mi? Hangi isim? Demir'in sevgilisinin bahsettiği o kayıtta, ne kadarlık bir sırrı ortaya çıkmıştı? Ve Demir'in bahsettiği o isim, hayatını nasıl bir girdaba sürükleyecekti? Demir'in gözlerindeki tehlikeli parıltı, Leyla'yı korkutmaya yetmişti. Ailesini kurtarmak için girdiği bu yolda, karanlık bir uçuruma doğru sürüklendiğini hissediyordu. Ve bu uçurumun kenarında, onu bekleyen sadece Demir yoktu. Demir'in sevgilisinin kaydettiği o video, her an eline geçebilir ve her şeyi mahvedebilirdi. Leyla, elindeki günlüğü daha sıkı tuttu. Bu sadece bir günlüğün ötesindeydi; bu, onun kurtuluş bileti olabilirdi. Ya da onu daha da derine çekecek bir lanet.
Üç gün sonra, Leyla Alkan Holding'in en üst katında, Demir'in kişisel asistanı olarak çalışmaya başlamıştı. Kendisine verilen görevler, basit evrak işleri ve telefon trafiğini yönetmekten ibaretti. Demir'le arasındaki buzlu sessizlik devam ediyordu. Adam, Leyla'yı görmezden geliyor, sanki varlığı yokmuş gibi davranıyordu. Ama Leyla, Demir'in her hareketini dikkatle izliyordu. Onun toplantılarını, onunla görüşen insanları, hatta odasına giren çıkan herkesi. Demir'in sevgilisi ise, Leyla'nın bu yeni pozisyonundan rahatsız olmuş gibiydi. Sık sık holdinge geliyor, Leyla'yı küçümseyen bakışlarla süzüyor, Demir'in yanında kendini daha da fazla gösteriyordu. Leyla, bu durumun geçici olduğunu biliyordu. Demir'in o günkü son sözleri, zihninden hiç çıkmıyordu: "O günlüğün ilk sayfasına yazdığın ismin, benim için ne kadar önemli olduğunu sana göstereceğim." Bu gizem, Leyla'yı rahat bırakmıyordu. Ve o gizemi çözmek için bir adım daha atmaya karar verdi. Demir'in sevgilisinin telefonunu ele geçirmek. Bu çılgınca bir fikirdi, biliyordu. Ama başka bir yolu kalmamıştı. Demir'in kasasındaki belgeler ve o günlüğün ilk sayfası, her şeyi açıklığa kavuşturacaktı. Ve bunun için, sevgilinin cep telefonuna ulaşması gerekiyordu. O telefon, Leyla'nın kaderini değiştirebilecek bir anahtardı.
Tam bu sırada, Demir'in özel kalemi olan Ayşe, elinde bir dosya ile Leyla'nın masasına yaklaştı. "Leyla Hanım, Demir Bey'in size iletmemi istediği bir not var." Leyla, Ayşe'nin uzattığı küçük, katlanmış kağıt parçasını aldı. Üzerinde Demir'in sert ve köşeli el yazısıyla tek bir kelime yazılıydı: "Akşam."
Akşam? Nerede? Ne için? Leyla'nın zihni sorularla dolup taşarken, Demir'in ofisinin kapısı sessizce aralandı. İçeri giren kişi, Leyla'nın beklemediği biriydi. Demir'in annesi. Yüzünde nazik bir tebessümle Leyla'ya baktı. "Demir'in seni bu kadar yoğun çalışırken görmeyi umuyordum canım. Yarınki aile yemeğine hazırlanıyor musunuz?"
Leyla, boğazındaki düğümle mücadele ederken başını salladı. Demir'in annesi, Leyla'nın yanından geçerken, masanın üzerindeki deftere gözü takıldı. Kadının yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Gözleri fal taşı gibi açıldı ve eli istemsizce deftere uzandı. Leyla'nın kalbi hızla çarpmaya başladı. Demir'in annesi ne görmüştü? O defterde, onun günlüğünde, Demir'in bahsettiği o ilk isim mi yazıyordu?