Ay Kanı
Chapter 8 — Gümüşün Dansı
Alfa'nın sesi zindanda yankılanırken, yaratığın gözlerindeki uyarı beni bir an duraksattı. Seçim... Sanki bir seçimim varmış gibi. Sanki bu ana kadar her şey bir kaderin parçası değilmiş gibi.
Alfa, zindanın girişinde heybetli bir şekilde duruyordu. Gümüş kamçısı, loş ışıkta parlıyordu. Gözlerindeki öfke, sanki zindanın duvarlarını bile yakabilirdi. Kurtadamlar, Alfa'nın arkasında, tetikte bekliyorlardı. Her an saldırıya geçmeye hazırdılar.
Yaratık, fısıltıyla konuştu: “Unutma, Ayaz. Onlar seni anlamayacaklar. Seni kendi amaçları için kullanacaklar.”
“Yeter!” diye bağırdı Alfa. “Bu yaratığı öldürün!”
Kurtadamlar, aynı anda hareketlendiler. Hızla yaratığa doğru atıldılar. Ancak yaratık, onlardan çok daha hızlıydı. Bir gölge gibi hareket ederek, kurtadamların saldırılarından kolayca sıyrıldı.
Ben ise, donmuş gibiydim. Zihnimde, Orman Ayini'nin görüntüleri dönüp duruyordu. Kendi gerçek adım... O isim, dudaklarımdan bir fısıltı gibi döküldü: “Kağan…”
Alfa, adımı duyunca şaşkınlıkla duraksadı. “Kağan mı? Sen… Sen kimsin?”
Yaratık, fırsattan istifade ederek, Alfa'ya doğru atıldı. Pençeleri, gümüş kamçıya doğru uzandı. Alfa, son anda geri çekilerek, saldırıdan kurtuldu. Ancak yaratığın hızı, onu zor durumda bırakmıştı.
“Artık saklanmana gerek yok, Kağan,” dedi yaratık. “Gerçek kimliğini ortaya çıkarma zamanı geldi.”
O anda, vücudumda bir değişim hissettim. Kemiklerim kırılıyor, kaslarım yeniden şekilleniyordu. Gözlerimdeki renk, değişiyordu. İçimdeki kurt, uyanıyordu. Ama bu sefer, farklıydı. Daha güçlü, daha kontrol sahibiydim.
Alfa, şaşkınlıkla bana bakıyordu. “Bu… Bu imkansız!”
Dönüşüm tamamlandığında, yaratık geri çekildi. Gözlerinde bir memnuniyet vardı. “Hoş geldin, Kağan. Aramıza hoş geldin.”
Alfa, elindeki gümüş kamçıyı sımsıkı kavradı. Gözleri, benden bir an bile ayrılmıyordu. “Sen… Sen bir canavarsın!”
Gülümsedim. “Belki de haklısın, Alfa. Belki de ben, sadece bir canavarım.”
O anda, zindanın duvarları titremeye başladı. Yerden gelen uğultu, dayanılmaz bir hal almıştı. Zindanın tavanından, taşlar düşüyordu.
Yaratık, telaşla bağırdı: “Gitmemiz gerekiyor! Zindan yıkılıyor!”
Alfa, bana doğru bir adım attı. Gözlerinde, hem öfke, hem de şaşkınlık vardı. “Bu daha bitmedi, Kağan. Hesaplaşmamız henüz bitmedi.”
Sonra, zindanın kapısına doğru koştu. Kurtadamlar, onu takip ettiler. Zindan, tamamen yıkılmadan önce, dışarı çıkmayı başardılar.
Yaratık, bana döndü. “Hazır mısın, Kağan? Yeni bir hayata başlamaya?”
Cevap vermedim. Sadece, yaratığın peşinden, zindanın yıkıntıları arasından dışarı çıktım. Orman, beni bekliyordu. Yeni hayatım, şimdi başlıyordu…
Ancak, zindandan uzaklaştıkça, içimde bir şüphe belirdi. Yaratığın gerçek amacı neydi? Neden beni bu kadar istiyordu? Ve en önemlisi… Alfa, benden ne saklıyordu?
Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken, arkamızdan gelen bir ses duyuldu:
“Kağan! Dur!”
Arkamı döndüğümde, Alfa'nın, elinde gümüş bir bıçakla, bize doğru koştuğunu gördüm.